• TGRT'de Ercan Gürses ile Mutluluk Terapileri kitabımın üzerinden mutluluğu ve insanın mutuluğa olan yolculuğunu konuşacağız.

  • Bu seferki durağımız Sefaköy Kültür Merkezi. Ev sahibimiz Küçükçekmece Belediyesi. Bu birlikteliğimizde yine çocuğu konuşacağız. Bu sefer çocuk dünyasına doğru bir yolculuk yapacağız.

  • Çocuk dünyasına doğru bir yolculuğa çıkacağız. Onların doğru şekilde büyümesi adına nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğini konuşacağız.

  • Çocuk Psikolojisi Eğitimi hem bilimsel verilerle hem de pratikteki zevkli uygulamalarla çocuk konusuna ilgi duyan herkesi çocuğun dünyasına yolculuğa çağırmaktadır.

New Post

Rss

Yetim Çocukların Psikolojisi

Yetim Çocukların Psikolojisi

Yetim Çocuklar   


Yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.

Mehmet Teber
İlk yayınlandığı yer: www.moraldunyasi.com 

Anne ve babanın ruh dünyamızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlatmaya kelimelerimiz yetmez. İnsanı kendi kişiliği, annesi ve babası ile birlikte üç ayaklı bir sehpaya benzetebiliriz. Üç ayaklı bir sehpanın bir ayağı eksik olduğunda ayakta duramaz. Aynı şekilde bizler, anne-babamız yanımızda olmadığında çok zorlanırız. Anne-babanın yokluğu çocukluk döneminde gerçekleştiyse hayat bizler için daha çetrefilli hale gelir.

Bir çocuk için anne-babanın yanında olmaması demek, hayata güçlüklerle başlamak demektir. Bazen hayatın bir cilvesi, ya da bir imtihanı vesilesi olarak bu ayaklardan biri hayatımızdan çıkıverir. Bir çocuk baba ayağından yoksun olduğunda yetim, anneden yoksun olduğunda ise öksüz adını alır.

Bir ayağı eksik olan sehpanın ayakta kalmasının bir kaç yolu vardır: İlki olmayan ayağın yerine geçecek başka bir ayak bulmaktır. Olmayan ayağın yerine geçen ayak, gerçek ayak gibi olmayabilir ama sonuçta sehpanın ayakta kalmasına büyük hizmet eder. Bu nedenle bir çocuğun dünyasında bir hayat eksik olduğunda telafi mekanizmalarını harekete geçirmek çok önemlidir. Bir çocuk yetim kaldığında dayı, amca, dede gibi büyükler devreye girebilir ve çocuğun ayakta durmasına yardımcı olurlar. Bazen bu ayak bir öğretmen, bazen de hayırsever biri olabilir. Her kim olursa olsun, baba yerine geçen bir ayak bazen bir baba kadar çocuğa güç katabilir.   

Anne, hem anne hem baba olamaz
Bazen sehpanın olmayan ayağının yerine koyacak bir başka ayak bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın yolu, diğer ayağın aşırı derecede yüklenip sehpayı ayakta tutmasıdır. Bu genelde anne olur. Anne aşırı yüklenme ile sehpayı ayakta tutar. Hem annelik hem de babalık yapar. Böyle durumlarda topluma düşen görev annenin yanında olmak, anneyi desteklemektir.
Telafi ayağın olmadığı durumlarda anne hem annelik hem de babalık yaptığı için çocuğuna yeterli anneliği veremeyebilir. Ayakta kalmak isteyen anne güçlü kalmak için katı, erkeksi ve acımasız bir görünüme bürünebilir. Bu da çocuğun yeterli şefkati alamaması anlamına gelebilir. Ya da bazı anneler, babasız kalan çocuklarına acırlar ve ona sınır koyamazlar, “Hayır!” ya da “Dur!” diyemezler. Bu durumda çocuk aklına eseni yapan, sınırlarla ve kurallarla sorunu olan bir çocuğa dönüşebilir. Yetim çocuğa acıyıp onun her dediğini yapmak, onu sürekli hediyelere boğmak çocuğu anlık mutlu etse de uzun vadede ona zarar verir.

Bazen olmayan ayağı telafi edecek bir ayak olmadığı gibi, güçlü bir diğer ayak da bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın tek yolu çocuk ayağının çok güçlü olmasıdır. Bu durumda çocuk, ayakta kalabilmek için güçlü, katı ve acımasız olması gerektiğine inanır. Artık diğer insanlara güvenmez, çünkü onlar gelip sehpayı ayakta tutmamışlardır. Bazı çocuklar bu süreci kendini güçlendirerek aşarken bazı çocuklar ise hiç mücadele etmezler ve bu sehpanın altında kalırlar.
Bizim kültürümüz yetime ve yetimliği çok önem vermiş ve sehpanın ayakta kalmasını ilk yolla, ilki olmasa ikinci yolla hep sağlamıştır. Bu nedenle yetimler hep koruma ve himaye görmüş, koruyup kollanmıştır. Ancak günümüzde yetimler konusundaki duyarlılığımız azalmış ve mağdur olan yetimlerin sayısı artmıştır. Kültürel değerlerin ve akrabalık bağlarının zayıflaması yetim çocukları daha da zor durumlara sürüklemiştir. Yetimler konusunda yeni bir uyanışa ihtiyaç olduğu kesindir.

Yetim çocuğun duyguları
Olmayan baba yerine telafi olmaması, annenin bu boşluğu kapatması ve çocuğun anne olmadan tek başına ayakta kalma çabasından bahsettik. Her bir durum, yetimin psikolojine farklı izler bırakır. Bunun dışında yukarıdaki üç durumdan hangisinde olursa olsun yetim çocuk temel bazı duygular yaşar.

—Eksiklik duygusu: Bir yetimin en çok yaşadığı duygu eksiklik duygusudur. Nasıl ki, bazı bedensel engelliler çeşitli beden uzuvlarından yoksundur, yetim de babadan yana yoksun ve eksiktir. Yetimin hissettiği bu eksiklik duygusu bir başka çocuğu babası ile birlikte gördüğünde derinleşir. Babasıyla oynayan, okul çıkışında babasının elinden tutan, babasıyla parkta gezen çocukları gördüğünde özlemle karışık eksiklik hisseder. Babasıyla birlikte gördüğü her çocuk yetimin bu yarasını deşer. Babası olmasa da babasıyla geçireceği günlerin hayalini kurar. Bu çocukların bu eksiklikleri baba yerine geçebilecek kişilerle kısmen giderilebilir. Örneğin dede ya da dayı çocuğu arkadaşlarının yanında okuldan alabilir, arkadaşlarının fark edeceği şekilde onu parka götürebilir.

—Kendini aşağıda görme: Bir yetimin yaşayabileceği diğer olumsuz duygu kendini daha aşağıda görmektir. Bir yetim, babası olan çocukları kendinden üstün görebilir, kendisini ise aşağı... Bu nedenle yetimin kendini diğer çocuklardan üstün görmesine ihtiyacı vardır. Bu illaki baba alanında olmak zorunda değildir. Bir yetimin babası olmayabilir ama arkadaşlarında olmayan bir ayakkabıya sahip olabilir. Babası olmayabilir ama onunla oldukça eğlenceli vakit geçiren diğer çocukların babasının bilmediği oyunlar bilen amcası olabilir. Bu üstünlük okul başarısı ya da bir yetenek alanında da olabilir. Unutulmamalıdır ki her yetim diğer kendini diğer çocuklardan üstün hissettiği alanlara ihtiyaç duyar. Bir yetim içsel olarak “Ben şu konularda sizden üstünüm” dedikçe kendine olan güveni de artmış olur.

—Acıyan bakışlardan rahatsızlık: Bir insanı en rahatsız eden duyguların başında başkalarının kendisine acıması gelir. Acınacak durumda olmak bizi üzer. Acıyan gözlerle bize baktıklarında aşırı huzursuz oluruz. Yetim çocuk büyüdükçe acıyan gözlerle kendisine bakılmasından rahatsız olur. Hayatta “yetim” kimliğiyle değil “çocuk” kimliğiyle var olmak ister. Yetime yapılacak en büyük iyilik acıyan bakışlardan onu olabildiğince uzak tutmaktır.

— Suçluluk ve utanç duygusu: Yetimin diğer yaşadığı duygu utançtır. Bir yetim özellikle çocukluk döneminde babası olmadığı için suçluluk ve utanç duyar. Her sene başında tanışma gününde babasının adı ve işi sorulacağı için kaygı duyup utanabilir. “Benim babam yok, öldü” demek ve bunu her tanışmada tekrarlamak yetimi yaralar. Sıra arkadaşına babasının olmadığını söylemekte zorlanabilir. Bu gerçeklikle yüzleşemeyen bazı çocuklar babaları varmış gibi gerçek olmayan öyküler anlatabilir. Bu çocuklar için “Babalar Günü” bir kâbusa dönüşebilir. Bugünde babasız olduğu için duyduğu utanç artabilir.  
— Hayata karşı güvensizlik: Yetim çocuklar hayata karşı güvensiz de olabilir. Çünkü hayat, onların en önemli parçasını elinden almıştır. Bu nedenle bu çocuklar güven temelli ilişki kurmakta zorlanırlar. İlişki kurduğu bu kişilerin de bir gün kendilerini terk edecekleri kaygısını yaşarlar. Özellikle henüz küçük yaşlarda babanın gidişi annenin de gideceği kaygısını oluşturur ve annesini hiç bırakmak istemeyebilir. Bu nedenle yetim kendini babasız bırakan hayata karşı içsel bir güvensizlik besleyebilir.  

—Öfke duygusu: Yetim çocuk ergenliğe doğru ilerledikçe öfke duyguları kabarmaya başlar. Çocukluk döneminde kendine yöneltilen suçluluk ve utanç duygusu, yerini başkalarına yöneltilen öfke duygusuna bırakır. Hayat onun babasını elinden almış ya da babası onu bırakıp gitmiştir. Babasına, babasıyla evlendiği için annesine, babasızlığı ona sunduğu için hayata, kadere ve Allah’a karşı öfke duyabilir. Bu derin öfke yüzeyde herkese yansır. Bu dönem, yetim gencin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu dönemdir. Onu anlayacak, dinleyecek kişilerin olmaması ergeni boşluğa sürükleyebilir ve bu durum çeşitli sapkın inançların ve bağımlılıkların kapısını arayabilir.

—Sorumluluktan kaçma: Bazı yetimler kendini babasızlığın ardına saklar ve hayattaki tüm başarısızlıkları babasızlığa yükler. “Babam olsaydı başarılı olurdum, babam olsaydı ben bu kadar kötü olmazdım” diye düşünürler. Kendilerini tüm sorumluluklardan azade eder ve kendilerini değiştirmeye yanaşmazlar. Bu yetimlere de danışmanlık desteği sunulup onların bu çukurdan çıkarılması çok önemlidir.

—Otorite figürünün olmayışı: Baba, yetime sınır koyan kişidir, evde otorite figürüdür. Baba gittiğinde eğer kimse çocuğa yeteri sınır koymadıysa, çocuk hayatında bir otorite figürü görmediyse sınırlar konusunda sorun yaşayabilir. Anne de zaten babası olmadığı için çocuğuna aşırı şefkat gösterip sınır koymazsa çocuk ergenlik dönemine geldiğinde otorite, kurallar ile sorunlar yaşayabilir. Bu durum çeşitli suç girişimlerinin de kapısını arayabilir.

—Rol model ihtiyacı: Ergenlik dönemi ile yetim eğer erkekse, bir rol model ihtiyacı duyar. Bu ihtiyaç baba yerine geçen birisi tarafından karşılanmıyorsa yetim kendisine rastgele bir rol model seçebilir. Bu da bir felaketin bir başlangıcı olabilir. Bu nedenle özellikle ergenlik dönemlerinde erkek yetimlerin doğru rol model olabilecek kendisinden yaşça büyük rol modellerle karşılaşmaya, onlar tarafından değer görmeye ihtiyacı vardır.

Özetleyecek olursak, yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.



2015 Yılında Nerelerde Olacağım

2015 Yılında Nerelerde Olacağım

2015   


Sıradaki etkinlik:

11 OCAK 2015 / TGRT
Efendim yeni yılın ik TV programım TGRT'de oacak. 11 Ocak Pazar günü saatler 21.00'i gösterdiğinde Ercan Gürses ie Haftasonu Programı'nın konuğu olacağım. Mutluluk Terapileri kitabımın üzerinden mutluluğu ve insanın mutuluğa olan yolculuğunu konuşacağız. Sizleri de bekleriz..

11 Ocak Pazar / 21.00
TGRT

İnsan ve Mutluluğu



2 Yaş Sendromu Hakkında Röportaj

2 Yaş Sendromu Hakkında Röportaj

Gülümseyen çocuk   



” Aras’ın 2 yaşına girmesiyle 2 yaş sendromu hakkında kafamda bir sürü soru işareti belirmeye  başladı. Her ne kadar araştırıp okusam da, işi uzmanına sormakta fayda var  diye düşünerek Pedagog ve Pedagoji Derneği Başkanı sevgili Mehmet Teber’e 6 soruda 2 yaş sendromunu sordum. Cevaplar için kendisine teşekkür ederim…

2 Yaş Sendromu Nedir?
2 yaşında çocuklar önemli bir gelişim dönemine girer. Bu dönemde anneden ayrışıp kendi kimliğini ve kişiliğini oluşturmaya başlar. Artık bu yaşla birlikte çocuk beslenmede, hareket etmede ve konuşmada anneden bağımsızlaşır. Daha önce yürümek, konuşmak, beslenmek için anneye sıkı sıkıya bağlı olan çocuk bu yaşla birlikte “Ben kendim yapabilirim sana ihtiyacım yok” demeye başlar. Bunun dedikçe de bir birey olarak var olur. Birey olma sürecini tamamlamak için her şeye “Hayır” der, inat eder. Hayır dedikçe kendi benliği gelişir, kendisinin ayrı bir birey olduğunu fark eder. Bu dönem yanlış olarak sendrom olarak nitelendirilir. Bir sendrom değil, bir gelişim aşamasıdır.

2 Yaş Sendromu Neden Olur?
Doğal gelişimin sonucu olarak çocuğun birey olması, kendisinin anneden ayrı bir birey olduğunun farkına varması için gerekli bir dönemdir. Yani bir sorun değildir. Sadece ebeveynleri zorlayan bir dönemdir.

2 Yaş Sendromu Boyunca Ailelerin Yaptığı Yanlışlar Nelerdir?
Çocuk bağımsızlaşmak ister. Kendi bireyliğini ilk olarak fark eder. Anne bu dönemde çocuğuna hala yemek yedirip, giydirirse çocuğu anneye bağımlı ve çekingen bir çocuk olur. Bu dönemde çocuğun bağımsızlık çabası teşvik edilmelidir. Yemeğini kendi yemeli, kendi yatağında uyumalı ve birçok işi kendi başına yapmasına fırsat verilmelidir. Aile bu dönemde çocuğun kısmi kopuşuna izin vermezse, bağımsız, pısırık ve içine kapanık bir çocuk yetişebilir.

2 Yaşındaki Çocuğa Nasıl Davranmak Gerekir?
Kendi yapmak istediği işleri gerekli güvenlik önlemlerini alarak kendisinin yapmasına fırsat vermek gerekir. Onunla inatlaşmamak, inatlaşma durumunda dikkatini dağıtmak gerekebilir. “Hayır” dediğimiz bir işi inadına yaparsa, ona ve eşyaya zarar vermediği sürece tolere etmek gerekir. Bu dönemdeki çocukla birlikte gereksiz inatlaşmalar çocukta kalıcı bir inada sebep olabilir.

2 Yaş Sendromu Ne Kadar Sürer?
4-5 yaşla birlikte çocuk bu dönemden çıkar.

Anne ve Babalara Tavsiyeleriniz Nelerdir?
Bu dönemi sorunlu bir dönem değil bir gelişim dönemi olarak görmelerini beklerim. Çocuğun bağımsızlık çabasını anlamak, onun birey olmasına fırsat tanımak güzel olabilir. Ancak bu dönemde tamamen de kontrolü çocuğun eline vermek yanlış olur.

Oyun Terapisi Üzerine Bir Röportaj

Oyun Terapisi Üzerine Bir Röportaj


Oyuncak uzay araçları seti   


Anne Notları sitesindeki Mehmet Teber ile yapılan röportaj

Olsun mu olmasın mı devam ettirebilir miyim ettiremez miyim derken, bir kaç hafta önce karar verdim sonunda. Artık belli aralıklarla bazı uzmanlarla yaptığım mini sohbetleri paylaşacağım blogda. Burası sorma bulma dünyası, hem
biraz daha zenginleşmiş olur bilgilerimiz, bakış açımız.

İlk sohbetim Pedagog Mehmet Teber ile oldu. Teber bir oyun terapisti ve çocuklarla çalışıyor. Çeşitli konularda seminerler ya da haftalara yayılmış eğitimler de veriyor, radyo ve tv progamlarına sık sık katılıyor. Hatta bir seminerinin ya da bir radyo/tv program konukluğunun olmadığı gün az gibi. 

Çalışmalarından haberdar olmak isteyenler Facebook ya da Twitter üzerinden kendisini takip edebilirler.

Benim ilgimi çeken oyun terapisi konusuyla ilgili sorular yönelttim kendisine. Bakalım nelerden söz etmişiz:

1. Oyun terapisi kavramını ilk defa sizden duydum. Kısaca çocukların nasıl ortaya çıkaracaklarını bilemedikleri duygularını aktarmasına ve yaşamasına yardımcı terapi olarak anlıyorum. Yanlışsam düzeltin :) Çocuk bildiğimiz şekilde oyun oynuyor. Yanında terapist oluyor ve oynayacağı malzemeler de seçilmiş oluyor. Mesela Soma'da yetim kalmış çocuklarla yaptığınız terapilerde madenci oyuncakları kullanmıştınız yanlış hatırlamıyorsam. Siz nasıl tanımlıyorsunuz oyun terapisini? Hangi çocuklar için gereklidir?

Oyun çocuğun dili oyuncaklar ise bu dilin kelimeleridir. Çocukların bilişsel ve dil gelişimi, iç dünyalarında olup bitenleri aktarmaları için yeterli değildir. İçgörüleri de azdır. Bu nedenle duygularını düşüncelerini oyun yolu ile ifade ederler. 

Oyun terapisi oyun ve oyuncaklar yolu ile çocukların içsel problemlerini çözmeyi hedefler. Davranış sorunları ve psikolojik sorunları olan çocuklarda kullanılır oyun terapisi. Eğer bu sorunlar anne-babanın kişisel çabaları ile çözülemeyecek derecede büyükse o zaman bir oyun terapistine başvurulabilir. 

2. Sitenizde gördüğüm bir eğitim duyurusundan anlıyorum ki sadece uzmanlar değil anne babaların da çocuklarla iyileştirici oyun oynamaları mümkün. O eğitime Başakşehir'de olmasa katılmayı istemiştim ama Anadolu yakasında oturan 3 çocuklu biri için zor. Böyle eğitimlere katılamayacak anne babalar için sorayım, çocukla oyun oynarken nelere dikkat etmeli, ya da nelerden kaçınmalı, belki çok uzun cevapkarı vardır ama genel hatlarıyla aydınlatabilir misiniz?

Anne-babalar da çocukları ile iyileştirici oyun oynamayı öğrenebilirler. Bu konuda eğitim almış uzmanlaşmış kişiler anne-babalara eğitim verebilirler. Anne babalar çocukları ile birlikte serbest ve yönlendirmesiz oyun oynarlarsa bu oyun da iyileştirici olabilir. 

Serbest oyunda oyuncaklar yere dizilir ve çocuğun istediği şekilde hiç bir yönlendirme yapmadan oyun oynanır. Bu oyun da düzeltmeden yönlendirmeden kaçınılırsa çocuk duygularını tamamen oyuna yansıtır. Örneğin oyunda anneyi öldürürse buna karışılmaz. Oyunda hakaret ederse karışılmaz.

3. Soma'da yetim kalmış çocuklarla yaptığınız oyun terapisi notlarını okuduğumda, acaba ben de çocukların oyunlarından, duygularıyla ilgili sinyaller alabilir miyim diye gözlem yapmıştım. Kızımın sürekli bebeklerinin saçlarını ördüğü dikkatimi çekmişti. Bazen saçı 4'e ayırıp 4 ayrı örgü yapıyordu, bazen ikili bazen daha değişik farklı şeyler. Ben kızımın saçlarını taramaktan, örmekten hiç hoşlanmıyorum hatta nefret ediyorum diyebilirim. Zaman kaybı gibi görüyorum, arkadan toplayalım olsun bitsin gözüyle bakıyorum. Acaba bebeklerinin saçlarıyla oynaması bu yüzden olabilir mi? Kendisinde tatmin edemediği bir ihtiyacı, bebeklerin saçlarını örerek mi karşılıyor? Çocuklarımızın oyunlarından bu tür sonuçlar çıkarabilir miyiz?

Çocukların oyunlarından anlam çıkarmak uzun yıllar sonunda elde edilen bir beceridir. Bu nedenle çocuk oyunlarını hemen yorumlamamak gerekir. Yorum çocuğu tanımadan yapılamaz. Kızınız durumu için şu durumlar olabilir:

1. Kızınız örgülü bebekleri seviyor 
2. Kızınız saç örmenin nasıl bir şey olduğunu deneyimliyor
3. Kızınız saç ördürme arzusunu yansıtıyor
4. Kızınız içindeki düğümleri saç örüp çözerek aşmaya çalışıyor olabilir.

Yani basitten komplekse doğru yorumlanabilir. Doğru yorum için çocuğu tanımak gerekir.

4. Oyun oynamak aslında yetişkinlere de iyi geliyor değil mi, hayatın çok fazla ciddiye aldığımız yanlarından biraz sıyrılıp bazı şeylerle ve hatta kendimizle dalga geçer gibi bir his oluyor, özgürleşiyor insan. Çocuklarla oyun oynadığım zaman özellikle de haraketli oyunlarsa, dünyamın değiştiğini rahatladığımı çok fazla hissediyorum. Diğer yandan çocukla oynamayı işkence gibi gören ebeveynler de var. Tıpkı benim saç örmeyi gördüğüm gibi. Zoraki oynayıp gülümsemeye çalışıyor, "illa oynamayı sevmek zorunda mıyım" diye de dert yanıyorlar. Bir baskı gibi geliyor onlara. Bu durum çocukları ya da kendileri için bir eksiklik midir, ne dersiniz? Nasıl bir denge kurmalı?

Küçüklüğünde yetişkinle oyun oynamamış, yetişkin-çocuk oyununu deneyimlememiş kişiler çocuklarla oynamakta zorlanabilirler. Çocukla güçlü bağ kurmanın ana yolu oyundur. Nasılki biz konuşmadığımız kişilerle ilişki geliştiremeyiz çocuklar da oyun oynamadığı kişilerle güçlü bağ kuramazlar. Bu nedenle bir şekilde çocuklarla oynamanın yolunu bulmalı ebeveynler.

5.Oyunların en önemli öğesi oyuncaklar tabi. Zamanımızda evde bir sürü benzeri varken, diyelim bir çok kumandalı araba varken, bir tane daha almak istiyor çocuklar. Bir kaç saat oynayıp sonra ellerine bile almıyorlar. Blogumda son yazılardan birinde biraz boşuna alındığını düşündüğüm bu oyuncaklara para dökmeye karşı olduğumu yazmıştım. Çoğu anne baba aynı durumdan şikayetçi. Sizce çocuklardaki bu durumun sebebi nedir? Değişmesi gerekir mi, neler yapılabilir?

Pilli oyuncakları olabildiğince tercih etmemek gerekir. Bir oyuncaktan bir sürü almak yerine değişik oyuncaklar almak güzel olur. 10 tane bebek olacağına ambülans, polis arabası, timsah, tavşan gibi oyuncak çeşitliliği yapmak gerekir. Çok fazla oyuncak oyuncağın terapötik(tedavi edici) etkisini azaltır. 

Çocuklardaki oyuncak alma isteğinin oyuncak sevgisinden değil oyun isteğinden kaynaklandığına dabaşka bir yazısında değinmiş Mehmet Bey.

.....................................................

Mehmet Teber'e sorularımı yanıtladığı için çok teşekkür ediyorum.
www.annenotlari.com


Copyright © 2009-2014 Pedagog Mehmet Teber Orijinal içeriğin tüm hakkı saklıdır.
Admin İletişim