• İnsanın başarıya giderken önündeki engellerin neler olduğunu konuşacağız...

  • MEB'in davetlisi olarak öğretmenler ile bir araya geleceğiz. Çocuk Dünyasına yolculuk yapacağız...

  • TGRT'de Ercan Gürses ile Mutluluk Terapileri kitabımın üzerinden mutluluğu ve insanın mutuluğa olan yolculuğunu konuşacağız.

  • Bu seferki durağımız Sefaköy Kültür Merkezi. Ev sahibimiz Küçükçekmece Belediyesi. Bu birlikteliğimizde yine çocuğu konuşacağız. Bu sefer çocuk dünyasına doğru bir yolculuk yapacağız.

New Post

Rss

2015 Yılı Hedeflerim

2015 Yılı Hedeflerim

Hayaller   

2015 Hedefleri


Yıllar ne de çabuk geçiyor. Sitemde hedeflerimi yayınlayalı 4 yıl oldu. Her sene yaptığım gibi bir seneyi hitama erdirdiğimde geçen seneye dönüp bir baktım. Hedeflerim ve hayallerime ne kadar ulaşmışım diye. İlk önce 2014 muhasebesinden sonra da 2015 hedeflerimden söz edeceğim.

2014 Muhasebesi


100 Kitap Okumak: Bu hedefe ulaştım diye düşünüyorum. Çünkü son kitap çalışmam da sadece “Anneliğe” dair 25 kitap okumuştum. Pedagoji okumalarında okuduğum kitapları ve diğer kitapları da eklersek 100’a yakın kitap rahat okudum. 

4 Eğitime Katılmak: 2014 yılı içinde Theraplay, EMDR, Kum Terapisi ve Çocuklarda Bilişsel Davranışçı terapi isminde 4 eğitime katılmayı hedefliyordum. Theraplay ve EMDR eğitimlerini aldım. Kum Terapisi eğitimine kayıt olmuştum ama iptal oldu ve ülkemizde açılmadı. Diğer eğitim ise benim için cazibesini kaybetti. Bu nedenle bu sene mesleğimle ilgili 2 eğitim aldım.

Uluslararası Derneklerce Onaylanmış Oyun Terapisti Olmak: Benim için önemli bir hedefti. 150 saat oyun terapisi eğitimi, 500 saat grup süpervizyonu, 50 saat birebir süpervizyon, 20 sayfalık ödev, seans videolarının izlenip onaylanması gibi tüm zorlu süreci bitirip uluslararası düzeyde bir oyun terapisti oldum artık. Bu işi başarmış Türkiye’deki ender kişilerden biriyim artık.

Yüksek Lisans Temizi Bitirmek: Açık söylemek gerekir. Bu hedefime ulaşamadım. Uğraşmaya devam ediyorum.

50 Seminer-Eğitim Vermek: Elliyi rahatlıkla geçmişim. Birisi yurt dışı olsun istemiştim ama olmadı. Velakin yurtdışından gelen bir ekibe İngilizce seminer verdim. Bu da benim için ilkti. 

Ahenk Psikoloji’de 200 Çocuğun Hayatına Dokunmak: Bu sene Ahenk Psikoloji’de görüştüğüm çocuk sayısı 250. Dolayısı ile bu hedef de tamam. Ortalama yılda 1000 seans terapi öngörmüştüm ki, bu sayıya da ulaştım. 

2 Kitap Yayınlamak: Uzun aradan sonra kitap yayınlama işine başladım. Mutluluk Terapileri kitabım Hayy Yayınevi’nden yayınlandı. Annenin ve Anneliğin Psikolojisi kitabını da yayınevine teslim ettim. 2015 yılında raflarda olacak inşallah.

50 Programda Yer Almak: Bu sene 15 Radyo-TV programına katıldım. Bununla beraber bir çok dergi ve gazetede röportajlarım çıktı. Bu hedefe de ulaştım çok şükür. 

Karadeniz Turu Yapmak: Bu hedefime de ulaştım. Artvin, Rize, Trabzon, Ordu, Giresun, Samsun, Sinop, Kastamonu ve Karabük illerini içine alan oldukça keyifli bir tur yaptık ailecek. 

1 Yeni Ülke Gezmek: Bu sene ya ABD ya da İran gibi bir ülkeyi gezme hedefim vardı olmadı. Velakin Gürcistan ilk defa gittiğim ülke oldu. 

Pedagoji Derneği’ni Yukarılara Taşımak: Evet derneğimiz artık daha çok biliniyor. Bu sene mahremiyet eğitimi, çocuk eğitiminde ödül gibi önemli makalelere imza attık. Soma’ya oyun terapisi için gittik. Bir firma reklamına yazdığımız bildiri sosyal medyada 1 milyon paylaşım aldı. Artık Türkiye’de derneğimiz çok daha fazla biliniyor. Ayrıca bu sene ilk defa dernek olarak ciddi sosyal projelere de giriştik.

Ahenk Psikoloji’nin Bir Okul Olmasını Sağlamak: Ahenk Psikoloji bizim şirketimiz. Bu sene Ahenk Psikoloji Sohbetleri başlattık ve değerli konukları ağırladık. Enneagram Eğitimi’ni bir çok defa açarak insana yolculuk yaptık. İyileştirici Oyun, Çocuk Psikolojisi ve Oyun Terapisi Eğitimleri yine Ahenk Psikoloji’de açıldı. Değerli hocaları ağırladığımız Ahenk Psikoloji Sohbetleri bu sene başladı. Bir çok stajyer aldık ve yetiştirdik. Yani bu hedefime de ulaştığımı düşünüyorum. 

Her hafta bir dostu ziyaret etmek: Yok yok bu hedefi yine yapamadım. İstanbul’da her hafta bir dost ziyareti yapmak yok. Ancak kendi evimde düzenlediğimiz haftalık toplantılarla evime her hafta dostlarımın gelmesini sağladım. Velakin kendim pek de ev dışına çıkamadım.


Zamanın getirdiği ve hayellerdeki     

2014 Neler Getirdi?

2014 yılında yeni şehirlerle Türkiye’yi gezmeye devam ettim. Hedefim 81 ilin hepsini ömrüm boyunca gezmek. Bu sene ilk olarak gezdiğim iller Bayburt, Erzurum, Artvin, Sinop ve Edirne’ydi. Bu sene bende kırılma oluşturan bir nokta yurtdışından gelen bir ekibe İngilizce seminer vermemdi. Artık yabancı dille de seminer verebileceğime inanıyorum. 

Bu sene Filistin’e düzenlenen saldırı en üzüldüğüm günlerdi. Suriye’deki iş savaş, IŞID denen baş belası insanlığa olan ümidimi sarstı. Soma’da yaşanan maden faciası oldukça elimdi. Ama Soma’ya gidip 9 babasız kalmış çocuğun hayatına dokunduk ve terapisini gerçekleştirdik. Her elim olayda üstüme bir sorumluluk düştüğünü düşünürüm. Umarı Soma ve Filistin ile ilgili bana düşen görevi yerine getirmişimdir.

Bu sene bir kez daha dayı oldum. Bu sefer bir kız dayısı oldum. Zeynep Sultan adında bir yeğenim oldu. Dünya tatlısı. Uzaktalar ama görüntüsü bile beni mutlu etmeye devam ediyor. Her hafta evimde topladığım 5 yakın arkadaşımın 5 erkek çocuğu oldu. Bir yılda 5 yakın arkadaşımın 5 erkek çocuğa sahip olması büyük bir tevafuktu benim için. Bu sene yeni bebek yılıydı. 

Bu yıl ki Karedeniz Turu, unutulmaz bir aile deneyimi sundu bize. Tortum Şelales, ve Gölü. Artvin Hopa’da gün batımı harikaydı. Rize Ayder ve Trabzon Uzungöl Yaylası’nda kaldığımız geceler temiz havanın ve temiz suyun tadını çıkardık. Giresun’daki Kümbet Yaylası bize eşsiz güzellikler sundu. Bulutların içinde araba ile yolculuk aldık. Samsun Ladik Gölü, Amasya Boraboy Gölü gördüğüm en güzel göllerdi. Sinop’ta yaptığımız tekne turunu unutmayacağım. Kastamonu’nun yöresel lezzetlerini, Safranbolu’nun ahşap konukları unutmayacağım. Bu gezide Karadeniz’e ve ülkeme bir kez daha hayran kaldım.

Mutluluk Terapileri kitabım bu sene okuyucularla buluştu. Uzun aradan sonra yazdığım bir kitaptı. Oldukça da beğeni topladı. Güzel yorumlar beni yeni kitaplar için heveslendirdi. 2014’ün en sevindirici olaylarından biri de Mutluluk Terapileri’ydi. 

2015 HEDEFLERİM

2015 için kendime koyduğum hedeflerin bir kısmı şöyle:

100 kitap okumak
50 seminer vermek
Uzun soluklu 8 eğitim açmak
Çocuklar için oyunun önemini 
Ailecek bir Ege turu gerçekleştirmek
Bir yurtdışı ziyareti yapmak
Ahenk’te 200 çocuğa ulaşmak 1000 seans terapi yapmak
Çocuk konusunda ya da oyun terapi konusunda bir kitap yazmak
Tezimi bitirmek ve Klinik Psikolog sıfatını almak
Bol bol akraba eş-dost ziyareti yapmak

Bu hedeflerime ulaşmak için bol dua beklerim.. 
Hedefiniz istikametli, yolunuz açık olsun...

Yetim Çocukların Psikolojisi

Yetim Çocukların Psikolojisi

Yetim Çocuklar   


Yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.

Mehmet Teber
İlk yayınlandığı yer: www.moraldunyasi.com 

Anne ve babanın ruh dünyamızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlatmaya kelimelerimiz yetmez. İnsanı kendi kişiliği, annesi ve babası ile birlikte üç ayaklı bir sehpaya benzetebiliriz. Üç ayaklı bir sehpanın bir ayağı eksik olduğunda ayakta duramaz. Aynı şekilde bizler, anne-babamız yanımızda olmadığında çok zorlanırız. Anne-babanın yokluğu çocukluk döneminde gerçekleştiyse hayat bizler için daha çetrefilli hale gelir.

Bir çocuk için anne-babanın yanında olmaması demek, hayata güçlüklerle başlamak demektir. Bazen hayatın bir cilvesi, ya da bir imtihanı vesilesi olarak bu ayaklardan biri hayatımızdan çıkıverir. Bir çocuk baba ayağından yoksun olduğunda yetim, anneden yoksun olduğunda ise öksüz adını alır.

Bir ayağı eksik olan sehpanın ayakta kalmasının bir kaç yolu vardır: İlki olmayan ayağın yerine geçecek başka bir ayak bulmaktır. Olmayan ayağın yerine geçen ayak, gerçek ayak gibi olmayabilir ama sonuçta sehpanın ayakta kalmasına büyük hizmet eder. Bu nedenle bir çocuğun dünyasında bir hayat eksik olduğunda telafi mekanizmalarını harekete geçirmek çok önemlidir. Bir çocuk yetim kaldığında dayı, amca, dede gibi büyükler devreye girebilir ve çocuğun ayakta durmasına yardımcı olurlar. Bazen bu ayak bir öğretmen, bazen de hayırsever biri olabilir. Her kim olursa olsun, baba yerine geçen bir ayak bazen bir baba kadar çocuğa güç katabilir.   

Anne, hem anne hem baba olamaz
Bazen sehpanın olmayan ayağının yerine koyacak bir başka ayak bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın yolu, diğer ayağın aşırı derecede yüklenip sehpayı ayakta tutmasıdır. Bu genelde anne olur. Anne aşırı yüklenme ile sehpayı ayakta tutar. Hem annelik hem de babalık yapar. Böyle durumlarda topluma düşen görev annenin yanında olmak, anneyi desteklemektir.
Telafi ayağın olmadığı durumlarda anne hem annelik hem de babalık yaptığı için çocuğuna yeterli anneliği veremeyebilir. Ayakta kalmak isteyen anne güçlü kalmak için katı, erkeksi ve acımasız bir görünüme bürünebilir. Bu da çocuğun yeterli şefkati alamaması anlamına gelebilir. Ya da bazı anneler, babasız kalan çocuklarına acırlar ve ona sınır koyamazlar, “Hayır!” ya da “Dur!” diyemezler. Bu durumda çocuk aklına eseni yapan, sınırlarla ve kurallarla sorunu olan bir çocuğa dönüşebilir. Yetim çocuğa acıyıp onun her dediğini yapmak, onu sürekli hediyelere boğmak çocuğu anlık mutlu etse de uzun vadede ona zarar verir.

Bazen olmayan ayağı telafi edecek bir ayak olmadığı gibi, güçlü bir diğer ayak da bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın tek yolu çocuk ayağının çok güçlü olmasıdır. Bu durumda çocuk, ayakta kalabilmek için güçlü, katı ve acımasız olması gerektiğine inanır. Artık diğer insanlara güvenmez, çünkü onlar gelip sehpayı ayakta tutmamışlardır. Bazı çocuklar bu süreci kendini güçlendirerek aşarken bazı çocuklar ise hiç mücadele etmezler ve bu sehpanın altında kalırlar.
Bizim kültürümüz yetime ve yetimliği çok önem vermiş ve sehpanın ayakta kalmasını ilk yolla, ilki olmasa ikinci yolla hep sağlamıştır. Bu nedenle yetimler hep koruma ve himaye görmüş, koruyup kollanmıştır. Ancak günümüzde yetimler konusundaki duyarlılığımız azalmış ve mağdur olan yetimlerin sayısı artmıştır. Kültürel değerlerin ve akrabalık bağlarının zayıflaması yetim çocukları daha da zor durumlara sürüklemiştir. Yetimler konusunda yeni bir uyanışa ihtiyaç olduğu kesindir.

Yetim çocuğun duyguları
Olmayan baba yerine telafi olmaması, annenin bu boşluğu kapatması ve çocuğun anne olmadan tek başına ayakta kalma çabasından bahsettik. Her bir durum, yetimin psikolojine farklı izler bırakır. Bunun dışında yukarıdaki üç durumdan hangisinde olursa olsun yetim çocuk temel bazı duygular yaşar.

—Eksiklik duygusu: Bir yetimin en çok yaşadığı duygu eksiklik duygusudur. Nasıl ki, bazı bedensel engelliler çeşitli beden uzuvlarından yoksundur, yetim de babadan yana yoksun ve eksiktir. Yetimin hissettiği bu eksiklik duygusu bir başka çocuğu babası ile birlikte gördüğünde derinleşir. Babasıyla oynayan, okul çıkışında babasının elinden tutan, babasıyla parkta gezen çocukları gördüğünde özlemle karışık eksiklik hisseder. Babasıyla birlikte gördüğü her çocuk yetimin bu yarasını deşer. Babası olmasa da babasıyla geçireceği günlerin hayalini kurar. Bu çocukların bu eksiklikleri baba yerine geçebilecek kişilerle kısmen giderilebilir. Örneğin dede ya da dayı çocuğu arkadaşlarının yanında okuldan alabilir, arkadaşlarının fark edeceği şekilde onu parka götürebilir.

—Kendini aşağıda görme: Bir yetimin yaşayabileceği diğer olumsuz duygu kendini daha aşağıda görmektir. Bir yetim, babası olan çocukları kendinden üstün görebilir, kendisini ise aşağı... Bu nedenle yetimin kendini diğer çocuklardan üstün görmesine ihtiyacı vardır. Bu illaki baba alanında olmak zorunda değildir. Bir yetimin babası olmayabilir ama arkadaşlarında olmayan bir ayakkabıya sahip olabilir. Babası olmayabilir ama onunla oldukça eğlenceli vakit geçiren diğer çocukların babasının bilmediği oyunlar bilen amcası olabilir. Bu üstünlük okul başarısı ya da bir yetenek alanında da olabilir. Unutulmamalıdır ki her yetim diğer kendini diğer çocuklardan üstün hissettiği alanlara ihtiyaç duyar. Bir yetim içsel olarak “Ben şu konularda sizden üstünüm” dedikçe kendine olan güveni de artmış olur.

—Acıyan bakışlardan rahatsızlık: Bir insanı en rahatsız eden duyguların başında başkalarının kendisine acıması gelir. Acınacak durumda olmak bizi üzer. Acıyan gözlerle bize baktıklarında aşırı huzursuz oluruz. Yetim çocuk büyüdükçe acıyan gözlerle kendisine bakılmasından rahatsız olur. Hayatta “yetim” kimliğiyle değil “çocuk” kimliğiyle var olmak ister. Yetime yapılacak en büyük iyilik acıyan bakışlardan onu olabildiğince uzak tutmaktır.

— Suçluluk ve utanç duygusu: Yetimin diğer yaşadığı duygu utançtır. Bir yetim özellikle çocukluk döneminde babası olmadığı için suçluluk ve utanç duyar. Her sene başında tanışma gününde babasının adı ve işi sorulacağı için kaygı duyup utanabilir. “Benim babam yok, öldü” demek ve bunu her tanışmada tekrarlamak yetimi yaralar. Sıra arkadaşına babasının olmadığını söylemekte zorlanabilir. Bu gerçeklikle yüzleşemeyen bazı çocuklar babaları varmış gibi gerçek olmayan öyküler anlatabilir. Bu çocuklar için “Babalar Günü” bir kâbusa dönüşebilir. Bugünde babasız olduğu için duyduğu utanç artabilir.  
— Hayata karşı güvensizlik: Yetim çocuklar hayata karşı güvensiz de olabilir. Çünkü hayat, onların en önemli parçasını elinden almıştır. Bu nedenle bu çocuklar güven temelli ilişki kurmakta zorlanırlar. İlişki kurduğu bu kişilerin de bir gün kendilerini terk edecekleri kaygısını yaşarlar. Özellikle henüz küçük yaşlarda babanın gidişi annenin de gideceği kaygısını oluşturur ve annesini hiç bırakmak istemeyebilir. Bu nedenle yetim kendini babasız bırakan hayata karşı içsel bir güvensizlik besleyebilir.  

—Öfke duygusu: Yetim çocuk ergenliğe doğru ilerledikçe öfke duyguları kabarmaya başlar. Çocukluk döneminde kendine yöneltilen suçluluk ve utanç duygusu, yerini başkalarına yöneltilen öfke duygusuna bırakır. Hayat onun babasını elinden almış ya da babası onu bırakıp gitmiştir. Babasına, babasıyla evlendiği için annesine, babasızlığı ona sunduğu için hayata, kadere ve Allah’a karşı öfke duyabilir. Bu derin öfke yüzeyde herkese yansır. Bu dönem, yetim gencin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu dönemdir. Onu anlayacak, dinleyecek kişilerin olmaması ergeni boşluğa sürükleyebilir ve bu durum çeşitli sapkın inançların ve bağımlılıkların kapısını arayabilir.

—Sorumluluktan kaçma: Bazı yetimler kendini babasızlığın ardına saklar ve hayattaki tüm başarısızlıkları babasızlığa yükler. “Babam olsaydı başarılı olurdum, babam olsaydı ben bu kadar kötü olmazdım” diye düşünürler. Kendilerini tüm sorumluluklardan azade eder ve kendilerini değiştirmeye yanaşmazlar. Bu yetimlere de danışmanlık desteği sunulup onların bu çukurdan çıkarılması çok önemlidir.

—Otorite figürünün olmayışı: Baba, yetime sınır koyan kişidir, evde otorite figürüdür. Baba gittiğinde eğer kimse çocuğa yeteri sınır koymadıysa, çocuk hayatında bir otorite figürü görmediyse sınırlar konusunda sorun yaşayabilir. Anne de zaten babası olmadığı için çocuğuna aşırı şefkat gösterip sınır koymazsa çocuk ergenlik dönemine geldiğinde otorite, kurallar ile sorunlar yaşayabilir. Bu durum çeşitli suç girişimlerinin de kapısını arayabilir.

—Rol model ihtiyacı: Ergenlik dönemi ile yetim eğer erkekse, bir rol model ihtiyacı duyar. Bu ihtiyaç baba yerine geçen birisi tarafından karşılanmıyorsa yetim kendisine rastgele bir rol model seçebilir. Bu da bir felaketin bir başlangıcı olabilir. Bu nedenle özellikle ergenlik dönemlerinde erkek yetimlerin doğru rol model olabilecek kendisinden yaşça büyük rol modellerle karşılaşmaya, onlar tarafından değer görmeye ihtiyacı vardır.

Özetleyecek olursak, yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.



2015 Yılında Nerelerde Olacağım

2015 Yılında Nerelerde Olacağım

2015   


Sıradaki Etkinlik:

22 ŞUBAT 2015 / İÇİNDEKİ CEVHERİ KEŞFET
Küçükçekmece Belediyesi ile işbirliğimiz uzun yıllara dayanıyor. Bu Pazar yine orada olacağız.. İnsanın başarıya giderken önündeki engellerin neler olduğunu konuşacağız. Öncelikli hitap ettiğimiz kesim öğrenciler olacak. Kişisel gelişime ilgi duyan herkes gelebilir, tabi ki.
İçindeki Cevheri Keşfet
22 Şubat 2015 - 14.00
Sefaköy Kültür Merkezi

23 ŞUBAT 2015 / BOLU MUDURNU
Bir Pazartesi günü yolumuz Bolu'nun şirin ilçesi Mudurnu'ya düşecek. Hazır kar da yerdeyken, güzel manzaraların eşliğinde MEB'in davetlisi olarak öğretmenler ile bir araya geleceğiz. Çocuk Dünyasına yolculuk yapacağız.. Eğitim çocuğu tanıdıktan sonra daha pedagojik olabilir..
Çocuk Dünyasına Yolculuk
23 Şubat 2015 - 13.30
Bolu / Mudurnu

Günü Geçmiş Etkinlikler:


15 Şubat 2015, Çocuk Dünyasına Yolculuk  Buca Işılay Saygın Güzel Sanatlar Lisesi
15 Şubat 2015,  Aile içi İletişim Uşak - Atatürk Kültür Merkezi
11 Ocak 2015,  TGRT İnsan ve Mutluluğu
2 Yaş Sendromu Hakkında Röportaj

2 Yaş Sendromu Hakkında Röportaj

Gülümseyen çocuk   



” Aras’ın 2 yaşına girmesiyle 2 yaş sendromu hakkında kafamda bir sürü soru işareti belirmeye  başladı. Her ne kadar araştırıp okusam da, işi uzmanına sormakta fayda var  diye düşünerek Pedagog ve Pedagoji Derneği Başkanı sevgili Mehmet Teber’e 6 soruda 2 yaş sendromunu sordum. Cevaplar için kendisine teşekkür ederim…

2 Yaş Sendromu Nedir?
2 yaşında çocuklar önemli bir gelişim dönemine girer. Bu dönemde anneden ayrışıp kendi kimliğini ve kişiliğini oluşturmaya başlar. Artık bu yaşla birlikte çocuk beslenmede, hareket etmede ve konuşmada anneden bağımsızlaşır. Daha önce yürümek, konuşmak, beslenmek için anneye sıkı sıkıya bağlı olan çocuk bu yaşla birlikte “Ben kendim yapabilirim sana ihtiyacım yok” demeye başlar. Bunun dedikçe de bir birey olarak var olur. Birey olma sürecini tamamlamak için her şeye “Hayır” der, inat eder. Hayır dedikçe kendi benliği gelişir, kendisinin ayrı bir birey olduğunu fark eder. Bu dönem yanlış olarak sendrom olarak nitelendirilir. Bir sendrom değil, bir gelişim aşamasıdır.

2 Yaş Sendromu Neden Olur?
Doğal gelişimin sonucu olarak çocuğun birey olması, kendisinin anneden ayrı bir birey olduğunun farkına varması için gerekli bir dönemdir. Yani bir sorun değildir. Sadece ebeveynleri zorlayan bir dönemdir.

2 Yaş Sendromu Boyunca Ailelerin Yaptığı Yanlışlar Nelerdir?
Çocuk bağımsızlaşmak ister. Kendi bireyliğini ilk olarak fark eder. Anne bu dönemde çocuğuna hala yemek yedirip, giydirirse çocuğu anneye bağımlı ve çekingen bir çocuk olur. Bu dönemde çocuğun bağımsızlık çabası teşvik edilmelidir. Yemeğini kendi yemeli, kendi yatağında uyumalı ve birçok işi kendi başına yapmasına fırsat verilmelidir. Aile bu dönemde çocuğun kısmi kopuşuna izin vermezse, bağımsız, pısırık ve içine kapanık bir çocuk yetişebilir.

2 Yaşındaki Çocuğa Nasıl Davranmak Gerekir?
Kendi yapmak istediği işleri gerekli güvenlik önlemlerini alarak kendisinin yapmasına fırsat vermek gerekir. Onunla inatlaşmamak, inatlaşma durumunda dikkatini dağıtmak gerekebilir. “Hayır” dediğimiz bir işi inadına yaparsa, ona ve eşyaya zarar vermediği sürece tolere etmek gerekir. Bu dönemdeki çocukla birlikte gereksiz inatlaşmalar çocukta kalıcı bir inada sebep olabilir.

2 Yaş Sendromu Ne Kadar Sürer?
4-5 yaşla birlikte çocuk bu dönemden çıkar.

Anne ve Babalara Tavsiyeleriniz Nelerdir?
Bu dönemi sorunlu bir dönem değil bir gelişim dönemi olarak görmelerini beklerim. Çocuğun bağımsızlık çabasını anlamak, onun birey olmasına fırsat tanımak güzel olabilir. Ancak bu dönemde tamamen de kontrolü çocuğun eline vermek yanlış olur.

Copyright © 2009-2014 Pedagog Mehmet Teber Orijinal içeriğin tüm hakkı saklıdır.
Admin İletişim