• Soma Oyun Terapisi projesinde yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı konuşacağız.

  • Kendimce önemli gördüğüm projelerde günlük yazmayı seviyorum.

  • Kendimce önemli gördüğüm projelerde günlük yazmayı seviyorum.

  • Kendimce önemli gördüğüm projelerde günlük yazmayı seviyorum.

New Post

Rss

Çocuklar Çocuk Kalsın (Koton Reklamı ve Çocuklar)

Çocuklar Çocuk Kalsın (Koton Reklamı ve Çocuklar)

 
Koton çocuk reklamı  

Haber: Sümeyra Tansel
Yayın:  www.taraf.com.tr

Koton markasının çocuk kıyafeti reklamı sakıncalı bulundu. Çocukların reklamlarda ağır makyajla, yetişkin kıyafetleri içerisinde gösterildiğini belirten Pedagoji Derneği, bu tutumun çocuk bedeninin yetişkin gibi algılanmasına yol açacağını ve pedofiliye zemin hazırlayacağını ifade ederek RTÜK’e ve Reklam Özdenetim Kurumu’na söz konusu reklam hakkında şikâyette bulundu.

Taraf’a konuşan Pedagoji Derneği Başkanı Mehmet Teber “Koton reklamı masum çocukları bir yetişkin gibi lanse ediyor. Çocukları birer yetişkin kıyafeti içerisinde sunarak, yetişkin edalarını onlara takarak kötü örnek oluşturuyor” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Çocukların çocuk kalmaya ihtiyacı var. Özellikle kız çocuklarına yapılan yoğun makyaj, kadınsı kıyafetler çocuk bedeninin bir yetişkin gibi algılanmasına yol açar. Bu durum da pedofiliye zemin hazırlar. Çocukların çocuksuluğunu korumak hepimizin görevi.”

Gündem Çocuk Derneği’nden Ezgi Koman da Koton reklamına tepki göstererek “Bu tür görsellerin, reklamların yapılması ve bunların yaygınlaşması çocukları nesneleştirmek ve cinsel sömürü açısından da çok tehlikeli. Çocuk pornografisinin, çocuğa karşı cinsel suçların yoğun olduğu bir ülkede çocukları, cinsel olarak sömürüye daha da açık hale getiriyor. Firmanın kendisi de reklamlarında çocukları bu şekilde oynattığı için onları ticari olarak sömürüyor. Eğer gerçekten bir giyim tarzı oluşturulacaksa çocukların kendilerinin oluşturduğu biçimleri ifade etmeleri için ortamlar yaratılmalı” şeklinde konuştu.

Slogan İsrafa Yöneltiyor

Öte yandan aynı reklamdaki “Bir beden büyük almayın. Seneye de giymem. Moda neyse onu giyerim” sloganı çocukları israfa yönlendirdiği gerekçesiyle sosyal medyada tepki çekti. Bunun üzerine reklamın bilboardlardan kaldırdığı duyuruldu.

Hıncal Uluç'a Kıkta Tepkisi

Hıncal Uluç’un, Sabah gazetesindeki köşesinde pedofiliyle ilgili paylaştığı fıkra tepkiye neden oldu.
 
Sürekli Değişen Eğitim Sisteminde Başarı Mümkün mü?

Sürekli Değişen Eğitim Sisteminde Başarı Mümkün mü?

Eğitim  


Haber: Ekrem Özden
Yayın: www.yeniasya.com.tr

Pedagoji Derneği Başkanı, Uzman Pedagog Mehmet Teber Yeni Asya’nın sorularını cevaplandırdı.

----

Pedagog Mehmet Teber, “Böyle bir sistemde öğrenciler eğitilmez, yarıştırılır. İşin içine yarış girdiğinde diğer tüm değerler kaybolur. Eğitimin amacı olan kÂmil insan yetiştirmek gider, başarılı insan yetiştirmek gelir.”

Sürekli değiştirilen eğitim sistemine adaptasyon sürecinde ne gibi problemler ortaya çıkıyor?

Eğitim sisteminin sürekli değişmesi bu işi planlayanların zihninde bir eğitim yaklaşımı ve felsefesi olmadığının bir işareti gibidir. Deneme yanılma yoluyla doğruya ulaşma en basit yollardan biridir. Eğitim sistemi değiştikçe öğretmen, öğrenci ve idarecinin motivasyonu düşer. Velinin kafası karışır. Eğitime olan güven azalır. Her değişim ise sonrasında bir uyum ve duraksama sürecini getirir. 

“Sürekli kazanmak ve yüksek puan almak zorundasın” kuralına dayalı bir eğitim sisteminde öğrenciler nasıl bir psikolojiye sahip oluyor?

Böyle bir sistemde öğrenciler eğitilmez yarıştırılır. İşin içine yarış girdiğinde diğer tüm değerler kaybolur. Eğitimin amacı olan kâmil insan yetiştirmek gider, başarılı insan yetiştirmek gelir. Sürekli yarışma ve yarış halinde olmak ise öğrencilerin psikolojisini alt üst eder. Düşünün buradan Ankara’ya kadar araba ile yavaş yavaş gidip öğrenmek, etrafı seyredip keşfetmek varken, yarış olduğunda tüm güzellikler görünmez olur ve tüm yol stresli geçer. Yarış sürecinde de öğrenci edindiği bilgilerin değerini kaybeder sadece o bilgileri bir soru, bir test şıkkı olarak görür. Vücudu da haddinden fazla stres hormonu ile yüklenmiş olur.

Yeterli puan alamadığı için istemediği okula gitmek zorunda kalan gençlerin psikolojisi nasıl olur?

İnsan istemediği bir okulda ne kadar verimli okuyabilir ki. Ülkemiz üniversitenin ilk bir iki yılını okuyup sonra okulu bırakan bir sürü öğrenci ile dolu. Ya da üniversiteyi bitirdikten sonra mezun olduğu bölümle ilgili değil, başka alanda çalışan. Bunların hepsi istemediği bölümde okumanın sonucu ve büyük bir insan ve kaynak israfı.

Öğrencilerin bireysel yeteneklerine göre yönlendirilmesi ve sevdikleri alanda çalışmaları ne kadar önemli?

Bir eğitim sisteminin en önemli işi bu. Bunu yapmadıktan sonra eğitimden bahsetmenin anlamı yok. Eğitimin amacı bu zaten.

Türkiye, “düşük seviyede İngilizce bilen ülkeler” kategorisinde yer alıyor, yabancı dil öğrenmekte neden zorlanıyoruz?

Eğitim sistemindeki yanlışlar nedeni ile dile karşı ön yargımız oluştu. Dili bir matematik gibi bölümlere ayırıp öğretmeye çalıştık. Grameri binlerce parçaya bölüp öğrettik. Bir bütün olarak dili ele alamadığımız için öğretmeyi beceremedik. Turistik yerlerde ayakkabı boyayan çocuklar okulda 10 sene İngilizce öğrenenlerden daha çok İngilizce biliyorsa dil öğretim yöntemimizi sorgulamak gerekir.

4+4+4 eğitim sistemi uygulanmaya başladıktan sonra velilerden size yansıyan olumlu / olumsuz değerlendirmeler var mı, varsa neler?

Çocukların okula başlama yaşının erkene çekilmesi en büyük zorluk oldu, ama sonra bu düzenlendi ve zorunluluktan çıkarıldı. En büyük zorluk küçük çocukların okula alışamamasıydı. En büyük güzellik ise ilkokul öğrencilerini ergenlik çağına gelen ortaokul ergen öğrencilerinden ayırmak oldu.

Analitik düşünmeye ve yorumlamaya değil de ezbere dayalı bir eğitim sistemi devam edebilir mi, sistem nasıl değiştirilmeli?

Devam etmesini isterseniz eder. Bu soru çok uzun cevap gerektirir, ama bu ülkenin tüm düşünürleri bir araya gelip eğitim sistemi üzerine yeni bir kurgulama yapmalı.

Dünyada zilsiz, karnesiz hatta sınavsız eğitim modelleri tartışılırken, biz bunun neresindeyiz? Mevcut şartlar göz önüne alındığında bu sistemlerin pratik uygulaması ülkemize ne kadar uygun?

Biz daha emekleme aşamasındayız. Eğitimin fiziksel şartlarını -sınıf mevcudu, okul donanımı, teknolojik imkânlar, öğretmen sayısı - iyileştirmekle meşgulüz. Sanırım fiziksel imkânlar artık ideale yaklaştığında o zaman eğitimin felsefesini konuşacağız. Bahsettiğiniz uygulamalar o zaman gündeme gelecek.


Teneffüs Sürelerinin Bir Standartı Olmalı mı?

Teneffüs Sürelerinin Bir Standartı Olmalı mı?

 
Teneffüs  

Yayın: www.sondakika.com

Pedagoji Derneği Başkanı Uzman Pedagog Mehmet Teber, bir çocuğun yeteri kadar oyun oynamaz ve hareket etmezse psikolojik olarak sıkıntıya gireceğini söyledi. 

Teber, Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'nin değişen ve gelişen şartlar çerçevesinde yeniden değerlendirilmesine ihtiyaç duyulduğunu ve değerlendirmede teneffüs sürelerinin de ele alındığını anımsattı. 

Yapılan çalışmada, "örgün ortaöğretim kurumlarında dersler arası dinlenme süresinin 10 dakikadan az olamayacağı" hükmünün getirildiğini anımsatan Teber, şöyle konuştu:  


"Çocukların dünyasında önemli birkaç kavram vardır. Bu kavramlar çocukların dünyasında olmadığında çocuklar zarar görür. Bunlardan iki tanesi oyun ve harekettir. Bir çocuk yeteri kadar oyun oynamazsa ve yeteri kadar hareket edemezse psikolojik olarak sıkıntıya girer. Günümüzde uzayan eğitim süreleri, sokak ortamının olmaması gibi nedenlerle çocuklar bu iki değerden mahrum kalıyor. Teneffüsler bu iki ihtiyacın karşılandığı alanlardır. Bu nedenle okul bahçelerini gözlemlediğimizde öğrencilerin koştuğunu, o kısa sürede oyun oynadığını görürüz."

"10 dakika bile yeterli değil" 
Teber, teneffüs sürelerinin sabitlenmesinin olumlu bir gelişme olduğunu vurguladı. Sırf öğrencileri erken bırakmak ya da programı yetiştirmek amacıyla 5 dakikaya indirilmiş teneffüsler bulunduğunu dile getiren Teber, şöyle devam etti:

"Şimdi buna son verilmiş oluyor. Kararın eğitim ve öğretime de katkısı olacak ancak ben bu 10 dakikanın da yeterli olmadığını düşünüyorum. Teneffüsler için 15 dakika daha ideal bir süredir. ya da ders esnasında öğretmenlerimiz harekete ya da oyuna da yer vermeli."

 
İyi Din Eğitimcisinin Vasıfları Neler Olmalıdır?

İyi Din Eğitimcisinin Vasıfları Neler Olmalıdır?

Dini Eğitim
Ülkemizde 10 milyon civarında çocuk her yaz İslam dini konusunda eğitim almaktadır. Bu eğitim genellikle cami hocaları ve gönüllü eğitimciler tarafından yapılmaktadır. Milyonlarca çocuğa yönelik düzenlenen bu İslami eğitimin daha sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamak için her kişiye ve her kuruma görevler düşmektedir. Çünkü söz konusu olan çocuktur ve çocuğa yapılan öğretim din gibi kutsal bir alanda yapılan bir eğitimdir. Din öğretimi başlı başına kapsamlı bir süreç olduğu gibi çocuklara öğretim yapmak da başlı başına bir bilgi birikimini gerektirmektedir.

Bir din eğitimi yapacak kişide aranacak özelliklerin başında şüphesiz doğru dini bilgilere sahip olmak gelir. Anlatacağı konuyu kendisi idrak etmemiş ve anlatacaklarının bütününe vakıf olamamış bir eğitimcinin başarılı bir eğitim programı yürütmesi imkansızdır. Üstelik din konusunda verilecek eksik ve yanlış bilgiler itikadi birçok sorunu da beraberinde getirebilmektedir. Din eğitimcilerinin, bu alandaki bilgilerini derinleştirecek her türlü çalışmaya ihtiyaç vardır. Ancak söz konusu çocuk olduğunda iyi bir dini bilgi, iyi bir dini eğitim vermek için yeterli olmamaktadır.  

Ülkemizin en büyük eğitim kurumu Milli Eğitim Bakanlığı’dır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde çocuklara yönelik bir öğretim faaliyetinde bulunacak kişilerden mesleki formasyonun yanında pedagojik formasyon da istenmektedir. Çünkü çocuklara sadece mesleki bilgilere haiz olarak eğitim gerçekleştirmenin mümkün olmadığı artık kabul görmüş bir gerçektir. Yeterli pedagojik birikim olmadan yürütülen eğitim faaliyetleri istem dışı sonuçlar üretip çocuklara zarar da verebilmektedir. Bu nedenle ideal olarak çocuklara yönelik her türlü eğitim gerçekleştirecek kişilerin mesleki formasyonun yanında pedagojik bir donanıma da sahip olması beklenmektedir.

Çocuklara yönelik başarılı bir eğitim gerçekleştirebilmek için mesleki bilgi ve pedagojik bilginin yanında gerekli olan diğer bir özellik de çocuk sevgisidir. Nice eğitimciler vardır ki, mesleki bilgileri çoktur, pedagojik olarak iyi bir birikime sahiptir ama çocuklara yönelik sevgileri azdır. Çocuklar gönül kapılarını açmayan kişilere zihin kapılarını da açmazlar. Çocukları bir “yük” olarak gören, “yaramaz, baş belası” olarak niteleyen, ve onları sıkı disiplinle terbiye edilmesi gereken varlıklar olarak gören eğitimciler genelde çocuklara bir şeyler öğretemezler. Bu nedenle çocukla çalışacak kişilerde aranacak bir diğer şart da çocuk sevgisidir. Bazı eğitimciler çocukları çok sevdiklerini söylerler ve zannederler ki sadece çocuk sevgisi ile iyi bir eğitim gerçekleştirebilirler. Ancak pedagojik bilgi ile süslendiğinde çocuk sevgisi faydalı olabilir. Akvaryum balıklarını çok seven birisi, doğru bilgiye sahip olmazsa onlara sevgisinin sonucu olarak çok fazla yem verebilir ve bu da balıkların ölümüne sebep olabilir. Yani sevgiyi tek başına yeterli görmek de doğru değildir.

Pedagojik genel olarak birkaç başlığı içinde barındırmaktadır. Bunlardan ilki çocuk gelişimi ve psikolojisidir. Çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimi yıldan yıla farklılık gösterir. Gelişim dönemleri bilinmeden gerçekleştirilen bir eğitim faaliyeti çocuklara aşırı yük getirebilir. Örneğin çocuklar henüz soyut düşünceyi öğrenememişken onlara soyut konuları anlatmaya çalışmak öğretimi etkisiz kılabilir. Ergenlik döneminin dinamikleri bilinmeden ergenlere yanlış yaklaşmak mümkündür. 

Çocuk gelişimini yanında çocuk psikolojisi de pedagojik bilgi içinde yer alır. Çocuk ruh dünyasının önceliklerini, kırılma noktalarını bilmek çocuklara doğru yaklaşım göstermek açısından çok önemlidir. Örneğin oyun çocuk ruhsallığında önemli bir yere sahiptir. İçinde oyun barındırmayan bir program çocuklar için fayda sağlamayabilir. Yine çocuk psikolojisinin olmazsa olmazı olan “hareket” kavramı bilinmeden bir eğitim planlamak, eğitimin verimini düşünür. Çocuk davranışlarının kökenleri, psikolojik yaralar, öğrenmenin önündeki psikolojik engeller bu başlık altında ele alınacak diğer konulardır.

Pedagojik bilginin ikinci önemli ayağı eğitim bilimleridir. Eğitim süreleri ne kadar olacağı, eğitim zamanının kullanımı, konunun hangi yöntemle nasıl anlatılacağı, öğretim planlaması, motivasyon teknikleri, sınıf yönetimi, ölçme değerlendirme teknikleri ve olumsuz davranışlarla baş etme gibi konular bu başlık altında toplanabilir.  

Özetle diyebiliriz ki söz konusu çocuk olduğunda hepimizin çok daha hassas davranması gerekiyor. Ülkemizdeki yaz Kur’ân kursları çocuklara yönelik yapılan en kapsamlı çalışmalardan biridir. Bu nedenle bu yaz kurslarının dikkatli bir şekilde planlanması gerekmektedir. Planlamanın bir parçası da eğitimcilerdir. İyi bir din eğitimcisinde dini bilginin yanında pedagojik bilginin ve çocuk sevgisinin de bulunması eğitimi çok başarılı kılacaktır.

Günümüzde insanların saçını kesip berber olmak için belli bir sertifika ve eğitim programı gerekmektedir. Gerekli eğitimi almayanlara berberlik yapma yetkisi verilmektedir. Şüphesiz ki çocuklara din eğitimi vermek çok daha ciddi ve önemli bir iştir. Yakın gelecekte din eğitimcilerini bir dizi eğitimden geçirip yapacakları işe dair belgelendirmek güzel bir adım olabilir. Bu konuda bir bilinç oluşmuş ve çalışmalar da başlamış durumdadır. Bu durum ülkemiz çocukları adına oldukça sevindiricidir.

Mehmet Teber 
Not: Bu makale İrfan Mektebi Dergisi’nin Haziran 2014 sayısında yayınlanmıştır.
Copyright © 2009-2014 Pedagog Mehmet Teber Orijinal içeriğin tüm hakkı saklıdır.
Admin İletişim