• 2016 yılı hedeflerimi ve söylemek istediklerimi yazdım...

  • Anneleri ve aneliği anlamak için bir başucu kitabı... Ayrıntılar için tıklayın!

  • Oyun Terapisini merak edenler ve oyunun iyileştirici gücünü görmek isteyenler için başlangıç düzeyinde bir eğitim olacak. Katılanlar çocuklara iyi gelen bir çok oyun tekniğini de öğrenmiş olacak.

  • Konumuz yine çocuklar ve onun dünyası. Bu sefer ergenlik dönemini de ele alacağız. Tüm Sakarya halkını bekleriz.

New Post

Rss

2016 Yılı Hedefleri

2016 Yılı Hedefleri

Hope   

“Yıllar su gibi akıp gidiyor.” tabiri ne kadar doğru. 1998 yılında İstanbul’da yaşamaya başlamıştım. Doğduğum yeri bırakıp üniversiteye başladığım yıllarımdı. Mecidiyeköy’de ikamet ederdim. Aradan tam 18 yıl geçti. Her Mecidiyeköy’e uğradığımda “Yıllar nasıl da geçiyor.” demekten kendimi alamıyorum. Üniversite bitti, iş hayatı başladı. Evlilik gerçekleşti. Arada askerlik bitti. Derken iki kızım oldu, babalığım başladı. “Aman bir yürüsün de..” dediğim çocuklarımdan biri 10 yaşına geldi, diğeri ilkokula başladı. Zaman su gibi, evet su gibi akıp gidiyor. 

2015 yaşı, benim için Cahit Sıtkı’nın “Yaş 35 yolun yarısı eder” dediği yıla denk geldi. Artık yolun yarısını rahat aştım.. Bir sene öncesine kadar çocuklarla tanışırken “Bana Mehmet Abi diyebilirsin” derdim, şimdi ise artık bir oyun amcasıyım. Abilikten amcalığa terfi ettim. Çok hızlı gelişti bu süreç. Dilim çocukların abisi değil amcası olmaya henüz alışmadı. 35 yaşında bir abi olur mu? Olmuyor artık. Kabul etmeliyim, artık orta yaş insanıyım. Amcayım.. Bakalım bu orta yaş insanına 2015 neler getirmiş.

Gezmeler Devam Ediyor…
Gezmeyi, doğa ile buluşmayı ve fotoğraf çekmeyi seviyorum. İstanbul’da terapilerde bozulan dengemi doğada yeniden onarmaya çalışıyorum. Bazen sırf gezmek için yola düşüyorum, bazen de eğitimler ve seminerler buna vesile oluyor. 

Bu sene Van’a yolum çok düştü. Eğitim ve seminer için Erciş, Çatak ve Tuşba’da bulundum. Çok seviyorum Van’ı. Neden bu kadar sevdiğimi merak ederken yine bu seneki derin bir çalışmada büyük atalarımın Anadolu’ya Van’dan giriş yapmış olduğunu, burada ikamet ettiğini fark ettim. Demek ki, burada benden bir parça var. Erciş’in Van gölü manzarası, Çatak’ın girişindeki dağlardan süzülen şelale, uçak ile Van gölünü seyretmek harika deneyimlerdi benim için. 

Eğitim için gittiğim diğer Mekan Aydın’dı. Ailecek gittik eğitime. Eğitim dışındaki vakitlerde Efes ve Şirince’yi gezdim. İkisi de paha biçilmez güzellikte yerlerdi. Şirince’yi ticari kaygılar esir almıştı. Özellikle Efes’ten çok etkilendim. Gördüm ki, bundan binlerce yıl önce daha medeni bir şehir varmış. Şimdi bizler “İlerledik” diye kendimizi kandırıyormuşuz. 

Bir öğretmen arkadaşımın daveti üzerine gittiğim Mudurnu sanki bir Osmanlı kasabasıydı. Deresi, tarihi evleri, küçük ama sevimli yapısı ile çok yakın geldi bana. Bir bahar günü yeniden uğramayı arzu ediyorum..

Yazın ailecek düşeriz yollara. Bir bölgeyi kendimize seçer o bölgeyi baştan aşağı gezeriz. Aslında niyetimiz Doğu Anadolu idi. Ancak o bölge karışık olunca rotayı Akdeniz’e çevirdik. Bir gece Eskişehir’de konaklayıp tarihi Odunpazarı’nı gezdik. Sonra Burdur’da Türkiye’nin en temiz gölü olan Salda Gölü’nü ziyaret ettik ve sonrasında Tefenni’de bir dağ evinde konakladık. Sonra da Akdeniz’e düştük. İlk önce batı ucu olan Kalkan ve Kaş’a gittik. Oradan sırası ile Kemer, Kumluca, Antalya, Anamur, Mersin, Adana’yı gezdik ve taa Hatay Yayladığı’na kadar gittik. Akdeniz’in mavisi, tarihi kentler çok güzeldi. Antalya’da gezdiğimiz Manavgat, Düden, Kurşunlu ve Aşağı Düden şelaleleri harikaydı. Özellikle denize dökülen Aşağı Düden şelalesi beni çok etkiledi. Antalya Mersin yolunun güzelliği, dağ başında mola verdiğimiz köylülerin mekanları, Anamur, Tarsus çok güzel yerlerdi. Hatay’da arkadaşım İsmail’in köyünde güzel vakitler geçirdik. Her yörenin lezzetini tattık. Bu yolculuk her zamanki gibi beni tazeledi. Kemer yolu üzerindeki Tahtalı Teleferiği Türkiye’nin en büyük teleferiği idi ve bizi 2000 metrelik yüksekliğe çıkardı, harikaydı. Yolu düşen herkese tavsiye ediyorum.. 

Her sene bir ülkeye gitmeye çalışırım. Herkes Avrupa, Amerika ister ama benim ilgimi balkanlar, Orta Doğu, Asya ve Afrika çeker. Batıyı yeterince gördük televizyonda. Zihnimde fazlası ile Batı dünyası var zaten. Bu nedenle tercihim diğer yerler. Bu sene eğitim için Güney Afrika’ya gittim. Eğitim Johannesburg’da idi. Sonrasında Capetown’a geçtim. Burada ilk defa okyanusla karşılaştım. Bizim büyük dediğimiz denizlerin bir su birikintisi olduğunu, bizim dalga dediğimiz şeylerin sadece hafif su hareketi olduğunu okyanusu görünce fark ettim. Masa Dağı, penguenler, safari turu, foklar ve Afrika kültürü hepsi harikaydı. 

Tam Afrika’dan döndük dinlendik derken, ülkenin gergin ortamı, yeni dizayn ettiğimiz iş yerimizde oturmayan işler, aniden başlayan yoğunluk dengemi bozdu. Hemen iki günlük ara ile Bolu’ya gittik ailecek. Bir dağ evinde yanan soba etrafında oturduk, sohbet ettik. Sobanın sıcağını alıp ertesi sabah Yedigöllere gittik. Bir sonbahar günü her yer kahverengiydi. Bunca yıldır hep bahar ve yaz gezmişimdir. Sonbahar gezmelerinin bu kadar güzel olabileceğini bana Yedigöller öğretti. 

Tüm bu yolculuklarda organik, doğal insanlarla tanıştım. Onlar bana o kadar iyi geldiler ki.. Çok güzel kokular çektim içime. Çok doğal lezzetleri tattım. Bu yolculuklara vesile olanlara, bana mihmandarlık edenlere minnettarım.. 

Hee tüm bu gezdiğim yerlerin fotoğrafı tabi ki var… Instagram hesabımdan hepsini görebilirsiniz.. İşte burada: https://www.instagram.com/mteber/?hl=tr

Öğrenme Devam Ediyor…
Asıl öğrenme üniversiteden sonra başlar ve mezarda biter. Bu çerçevede işimi daha iyi ve hakkı ile yapabilmek için öğrenmeye devam ediyorum. Bu amaçla 2015 yılında Çocuklarla Kum Terapisi, Oyun Terapisi ve EMDR, Kalp Merkezli Hipnoterapi ve Çocuklarla EMDR olmak üzere kapsamlı 4 eğitim aldım. Klinik Psikoloji yüksek lisansımı yeni bitirmiştim, doktora için bir sene ara vermek istiyordum ama önüme çıkan fırsatlar beni hızlandırdı ve Klinik Psikoloji alanında doktoraya başladım. Tam öğrencilikten çıkmışken yeniden öğrencilik yoluna geri girdim. Tüm bu yolculukta bana eşlik eden Reyhana Seedat, Maria Kendler, Mücahit Öztürk, Tolga Arıcak ve Ümran Korkmazlar hocalarıma çok şeyler borçluyum.  2015 yılımın tam 30 günü sıranın arkasına oturup öğrenmekle, öğrenci olmakla geçti. 

Büyüme Devam Ediyor…
Bu sene Klinik Psikoloji alanındaki yüksek lisansımı tamamlayarak Klinik Psikolog unvanını aldım. Aynı zamanda uluslararası düzeyde bir oyun terapisti olmak için gerekli tüm şartları tamamlayarak uluslararası düzeyde kabul gören bir oyun terapisti oldum. Yeşilay Bilim Kurulu’na seçilmiş olmak benim için bir gurur kaynağı oldu. Son kitabım Annenin Ruh Halleri bu sene yayımlandı. Yani bu sene öğrenerek büyüdüm. 

Öğretme Devam Ediyor…
Öğrendikçe büyüyorum, büyüdükçe elde ettiğim bilgileri çevremdeki insanlarla paylaşıyorum. Hepimiz ülkemizi bir adım daha ileri götürmekle sorumluyuz. Bu uğurda 2015 yılında 30 seminer düzenledim. 11 kapsamlı eğitim programı açtım. Bu programlarla toplamda 4000 farklı kişiye ulaşıp çocuğu anlattım. 10 farklı radyo/TV programı ile on binlere ulaştım. Sosyal medya yolu ile ulaştıklarımı da sayarsak çok rahat 10.000 kişinin hayatına dokundum diyebilirim. 

2015’in 30 günü sabahtan akşama kadar tam gün süren eğitimlerle geçti. İstanbul dışında 15 ilde çeşitli eğitim, seminer programları çerçevesinde bulundum. Nasıl ki 30 günüm öğrenmekle geçti, 60 günüm ise insanların karşısına geçip onlara bir şey aktarmakla geçti. 

Aşk Devam Ediyor...
Oyunun çocuk için önemi ve özellikle oyun terapisi ülkemizde pek bilinmiyor. Bir gün bir dua etmiştim Rabbime “Allah’ım oyun terapisini tüm ülkemize, Orta Asya ve Orta Doğuya ulaştıracak fırsatları bana ver” diye. Ve bir aşkım var ki o da ulaşabildiğim çocuklara ulaşıp onları mutlu etmek. 

Bu duanın kabulü ve bu aşkın tezahürü olarak 2015 yılı içinde 4 farklı ilde 6 adet oyun terapisi giriş düzey eğitimi düzenledim. Van’da, Yozgat’ta, Aydın’da, İstanbul’da tam 150 ruh sağlığı çalışanına oyun terapisi konusunda eğitim verdim. Bu 150 uzman yolu ile kim bilir kaç çocuğun ruhuna dokunma imkanım oldu. 

Duam kabul oldu mezun olduğum Boğaziçi Üniversitesinde, Yıldız Teknik’te, Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nde ve Medipol Üniversitesinde öğrencilerle bir araya geldim. RUHSAK, PSİART gibi ruh sağlığı alanındaki öğrencileri organize eden derneklerle de çalıştım. Bu sayede 1000 Psikoloji/Psikolojik danışmanlık öğrencisine oyun terapisini aktardım. 

Yüksek lisans tezimi oyun terapisi alanında yaptım. Gençlik ve Oyun Terapisini ele alan ilk bilimsel makalem hakemli bir dergide yayımlandı. Böylece oyun terapisini akademik dünyanın da da gündemine sokmaya başladım. 

Acı Olaylar…
2015’te kendim dünyam yukarıdaki gibiydi. Ya ülkem? 2014’te Soma maden faciası içimi yakmıştı. 2015 ise ülkemizde seçim yılıydı. Siyasilerin hırsları ve Batılı devletlerin ülkemizi dizayn etme çabaları sonucunda birbirimize girdik. Diyarbakır-Sur, Şanlıurfa-Suruç ve Ankara patlamalarında vefat edenler, yüzlerce askerlerimizin şehit olması içimi yaktı. 2015’te şunu anladım ki bizim bizden başka dostumuz yok. Operasyonlarla yıkamadılar ülkemizi, şimdi iç savaş derdindeler. O da olmadı bizi bir dış savaşa sürükleyecekler. 2015 bana öğretti ki zaman birlik mesajları verme zamanı, ayrılık mesajları değil. 

Mersin’deki Özgecan olayı tüm toplum için bir travma oldu. Kayseri’deki üvey annenin 5 yaşındaki çocuğa yaptıkları yüreğimi kanattı. Suriyeli minik Aylan’ın sahile vuran minik cesedi insanlığımı sorgulamama yol açtı. Tüm bu olaylar gösterdi ki gönülleri fethetmek için savaşmalıyız, arazileri değil. Canavar dışarıda değil tam da ruhumuzun derinliklerinde. Ve masum çocukları korumak için canımızı dişimize takmalıyız. 

Ölümler…
2015 yılı çocukluk ve gençlik yıllarımın önemli figürlerinin ölümüne de sahne oldu. Yaşar Kemal, Müzeyyen Senar, Kayahan, Zeki Alasya,  Kenan Evren, Süleyman Demirel, Sümer Dilmaç ve Levent Kırca bu dünyadan göçtüler. Ölüm şu güçlü mesajını yine bana verdi: Ey Mehmet! Kudretli bir paşa, siyasetin vazgeçilmez bir figürü olsan da ölüm gelip seni bulacak. Usta bir sanatçı, ya da ekranların popüler figürü olsan da ölüm gelip seni alacak. Ölüm karşısında acizsin. Ona göre ayağını denk al. Artık biliyorum: Ölümün olduğu yerde kibir olmaz, olmamalı. 

2015 Muhasebesi
2015 yılı kendime koyduğum hedefler şu şekildeydi:
1) 100 kitap okumak: Bu hedefe açık şekilde ulaşamadım. Kitap okumak yerine akademik makale, yayın okumakla geçti zaman. Burada başarısız oldum. 50 kitap ancak okumuşumdur.. Ye hedefi revize etmeliyim ya da kendimi :(
2) 50 seminer vermek: Seminerlerim 30’da kaldı. Bu hedefe de ulaşamadım. Ama açtığım fazla eğitimlerle telafi ettim sayılır.
3) Uzun soluklu 8 eğitim açmak: Bu sene 11 kapsamlı eğitim düzenledim. Her eğitimin ortalama 3 gün olduğunu düşünürsek. 9-10 gün fazla şekilde hedefi gerçekleştirmiş oldum. 
4) Bir yurtdışı ziyareti yapmak: Evet bu sene Güney Afrika’ya giderek bu hedefe ulaşmış oldum.
5) 200 çocuğa ulaşıp 1000 seans terapi yapmak: Bu sene rahat 250 çocuğa ulaştım ve 1000 seanslık terapiyi geçtim. Bu hedef de tamam :)
6) Bir kitap yazmak: Annenin Ruh Halleri bu sene yayımlandı. Hedef, tamam!
7) Bol bol akraba ziyareti: Bol bol yaptım mı? Hayır.. Eksik noktalarımdan bir tanesi.
8) Ailecek Ege turu yapmak: Ege turunu önce Doğu Anadolu turuna, sonra da Akdeniz turuna çevirdim. Ama hedef gerçekleşti.
9) Tezimi bitirip Klinik Psikolog Olmak: Evet, bu da gerçekleşti.

2016 Hedefleri
1) 50 Kitap Okumak: Artık bilimsel makale, kaynak kitap daha çok okuduğum için popüler kitaplar daha da azalacak.  
2) 30 Seminer Vermek: Daha seçkin mekanlarda az ve öz seminerler vereceğim. Okullarda ya da ilk-orta-lise öğrencilerine yönelik programlara çok katılamayacağım. Her ay 2 seminer yeter bana. 
3) 10 Eğitim Vermek: Oyun Terapisi, Çocuk Psikolojisi, Çocuk Psikopatolojisi, Öğretmen Eğitimleri konusunda 10 eğitim programı açmayı hedefliyorum. 
4) 10 TV Radyo Programına katılmak: Görüş ve haber içerenler dışında 10 canlı yayın programına katılmak niyetindeyim.
5) 5 Kapsamlı Eğitim Almak: Kum Terapisi, Deneyimsel Oyun Terapisi 2, Theraplay 2, Kalp Merkezli Hipnoterapi 2, EMDR 2 gibi ileri düzey eğitimlere katıldığım bir sene olacak 2016.
6) 1 Kitap Yazmak: Yazacağım kitap oyun terapileri ile alakalı olacak. Terapötik Öyküler diye bir de ara sürpriz yapabilirim.
7) 250 Çocuk-1000 Seans: Ahenk’teki terapi günlerimi azaltıyorum. Yeni terapistler yetiştirmeye odaklanacağım daha çok. Bu nedenle 1000 seans beni zorlayabilir ama bakalım. 
8) 1 Ülke Ziyareti: Bu sene belki İran, belki kutsal topraklar hedeflerim arasına girebilir. Ya da kongre için gittiğim bir Avrupa ülkesi. 
9) 3 Yeni Şehir Gezmek: Daha öne gitmediğim Bitlis, Muş, Ağrı, Kars, Ardahan gibi şehirlerden en az 3’ünü bir şekilde gezmeyi hedefliyorum. 
10) Ailecek Doğa Anadolu Gezisi: Kars, Ağrı, Ardahan gibi Doğu’nun en uç illerini ailecek gezmeye niyetliyiz ama bakalım… 
11) Uluslararası Düzeyde Eğitimci Olmak: Oyun terapisi alanında Uluslararası düzeyde eğitimci olmak. Bunun için çok yoğun çalışmam gerekecek ama bakalım. Bu sene bu işi halledersem harika olacak. 
12) 50 arkadaşı ziyaret etmek: Bol arkadaş deyince sayı belli olmadığı için harekete geçemiyordum. Bu sene sayıyı belirledim. İlk-orta-lise-üniversite fark etmez, her dönemden arkadaşlarımı bulup ev ziyareti yapacağım.
13) Çift dilli yayın: Bu seneden itibaren twitter ve instagram hesabımdan artık Türkçe ve İngilizce olarak paylaşımda bulunacağım. Hem dilimi geliştirmek, hem de daha fazla insana ulaşmak için. 

Tabi bu başlıklar dışında, özelime, aileme, maneviyatıma dair hedeflerim de var.. Hedefe ulaşmak için önce niyet, sonra arzu, sonra çaba ve dahi dua gerekir. İlk 3’ü benden sonuncusu da sizden olsun lütfen… Bu yazıyı hasbelkader okuduysanız şu cümle ile bitirin: “Allah’ım bu hedeflerin sahibine hedeflerine ulaşmayı, ailesine, çevresine, ülkesine ve insanlığa faydalı işler yapmayı nasip eyle. (Amin).

Mehmet Teber
3 Ocak 2016 / İstanbul

Annenin Ruh Halleri - Mehmet Teber

Annenin Ruh Halleri - Mehmet Teber

Annenin Ruh Halleri - Mehmet Teber  

Annenin Ruh Halleri

Yıllar geçti ilk kitabımın üzerinden. Ve şimdi beşinci kitabım yayında. Annenin Ruh Halleri uzun okumaların ve gözlemlerin sonunda Mayıs ayı ortalarında okuyucularım ile buluştu. Bu kitapta çocuk eğitimini değil anneleri anlattım. Annelerin anlaşılmaya ihtiyacı var çünkü. Onların üzerindeki beklentileri her gün arttırarak anneleri çok yorduk. Artık onlara destek olmanın zamanı geldi.

Kitabım anneliğin yıllar içinde nasıl değiştiğini ele alarak başlıyor. Sonrasında annenin psikoloji var. Bir sonraki bölüm bir annenin yaşadığı yoğun duygular. Ve son bölüm çeşit çeşit annelik tiplerini ele alıyor. Tüm annelere 2015 anneler günü hediyem olsun istiyorum...

Online Satış Siteleri
Kitapyurdu için tıklayın
İdefix için tıklayın
D&R için tıklayın

Tekstilde Çocuklara Büyük Kötülük

Tekstilde Çocuklara Büyük Kötülük

Çocuk Giyim   


Giyim firmaları daha fazla kar için dünyayı saran moda hastalığını küçücük çocuklara da bulaştırdı. Firmalar büyüklerde olduğu gibi 'çocuk modası' adı altında kampanyalar düzenliyor. Söz konusu kampanyalarda ise çocuklara, yetişkinlerde yapıldığı gibi kombinler oluşturulup, yaşlarının çok üzerinde tarzlarda kıyafetler giydiriliyor.

Çocuklara Büyük Kötülük
Çocuk modası tuzağını Vahdet'e değerlendiren Pedagoji Derneği Başkanı Mehmet Teber, tüm giyim markalarının çocukların dünyasına yetişkin kıyafetlerini sokmanın peşinde olduklarını belirtti. Çocuklara büyük bir kötülük yapıldığını söyleyen Teber, çocukların çocuksu kalması gerektiğini vurguladı.

Hızla Büyütülüyorlar
Çocuk kıyafetlerini yetişkinlerin kıyafetleri gibi uyarlamanın çocukları hızla büyüttüğünü söyleyen Teber, "Çocuklar geri getirilmesi mümkün olmayan bir hazinedir. Kıyafetler yetişkinleştikçe çocuklar da psikolojik olarak büyür. Kendilerini yetişkin gibi görebilirler. Kombin yapmak, uyumlu giyinmek kavramları onların ruhuna siner. Halbuki bir çocuk bunları düşünmemeli" ifadelerini kullandı. 

Her Şey Çocukçu Olmalı
Çocukların yaşlarına uygun şekilde giydirilmesi gerektiğinin altını çizen Teber, "Çocukların dünyasındaki kavramlar çocuksu olmalı. Çocuk dünyasına büyüklerin kavramlarını soktuğumuzda onların çocukluklarını elinden almış oluruz. Bu da çocuklara yapılan bir kötülüktür" diyerek aileleri uyardı.

Haber: Osman Doğan
Kaynak site için tıklayın
Ev Ödevi Kimin Sorumluluğu?

Ev Ödevi Kimin Sorumluluğu?

Ev Ödevi   

Ev ödevi, anne babaların en önemli çıkmazlarından biri... Konunun uzmanı Pedagog Mehmet Teber, Vahdet’e önemli açıklamalar yaptı.

pedagog Teber “ödev kimin sorumluluğu” sorusuna net yanıtlar verirken, anne-babaların yaşadığı açmazlara dikkat çekti. Teber: “Çocuğuna sorumluluk eğitimi vermeyen ebeveynlerin çocukları ödev yapmakta zorlanır, ama bir öğretmen bir çocuğun yaşının üstünde ödev veriyorsa çocuk sorumluluğunu bilse bile bu ödevleri uzun, sıkıcı ya da oyun vaktini elinden aldığı için yapmayabilir”. 

Çocuğunuza Baskı Yapmayın
Anne babaların, ödev yapamayan çocuklarını tembellikle nitelendirmemesi gerektiğinin altını çizen Pedagog Teber, psikolojik sorunlara dikkat çekti: “Psikolojik sorunları olan, depresyonu, kaygısı, takıntısı, DEHB’si olan çocuklar da ödev yapmakta zorlanırlar. Çocuğun zekası geriden geliyorsa, öğrenme güçlüğü varsa bu da ödevin önünde engel olabilir.”

Psikolojik Faktör
“Çocuk ödev yapmıyorsa bu direk sorumluluğa bağlanmaz. Psikolojik faktörler elendikten, çocuğun eğitim geçmişi incelendikten ve öğretmenin tutumu göz önüne alındıktan sonra tüm bu üç alanda sorun yoksa ve çocuk hala ödev yapmıyorsa işte o zaman sorumluluktan bahsedebiliriz” “Bu çocuk ödev yapmıyor”  çıkarımından önce, ebeveynler kendi içlerinde Pedagog Mehmet Bey ‘in söylediği noktaları değerlendirdikten sonra kendi çözümünü bulacaktır diye düşünüyorum.

Mehmet Teber
yayınlanan kaynak için tıklayın
2015 Yılı Hedeflerim

2015 Yılı Hedeflerim

Hayaller   

2015 Hedefleri


Yıllar ne de çabuk geçiyor. Sitemde hedeflerimi yayınlayalı 4 yıl oldu. Her sene yaptığım gibi bir seneyi hitama erdirdiğimde geçen seneye dönüp bir baktım. Hedeflerim ve hayallerime ne kadar ulaşmışım diye. İlk önce 2014 muhasebesinden sonra da 2015 hedeflerimden söz edeceğim.

2014 Muhasebesi


100 Kitap Okumak: Bu hedefe ulaştım diye düşünüyorum. Çünkü son kitap çalışmam da sadece “Anneliğe” dair 25 kitap okumuştum. Pedagoji okumalarında okuduğum kitapları ve diğer kitapları da eklersek 100’a yakın kitap rahat okudum. 

4 Eğitime Katılmak: 2014 yılı içinde Theraplay, EMDR, Kum Terapisi ve Çocuklarda Bilişsel Davranışçı terapi isminde 4 eğitime katılmayı hedefliyordum. Theraplay ve EMDR eğitimlerini aldım. Kum Terapisi eğitimine kayıt olmuştum ama iptal oldu ve ülkemizde açılmadı. Diğer eğitim ise benim için cazibesini kaybetti. Bu nedenle bu sene mesleğimle ilgili 2 eğitim aldım.

Uluslararası Derneklerce Onaylanmış Oyun Terapisti Olmak: Benim için önemli bir hedefti. 150 saat oyun terapisi eğitimi, 500 saat grup süpervizyonu, 50 saat birebir süpervizyon, 20 sayfalık ödev, seans videolarının izlenip onaylanması gibi tüm zorlu süreci bitirip uluslararası düzeyde bir oyun terapisti oldum artık. Bu işi başarmış Türkiye’deki ender kişilerden biriyim artık.

Yüksek Lisans Temizi Bitirmek: Açık söylemek gerekir. Bu hedefime ulaşamadım. Uğraşmaya devam ediyorum.

50 Seminer-Eğitim Vermek: Elliyi rahatlıkla geçmişim. Birisi yurt dışı olsun istemiştim ama olmadı. Velakin yurtdışından gelen bir ekibe İngilizce seminer verdim. Bu da benim için ilkti. 

Ahenk Psikoloji’de 200 Çocuğun Hayatına Dokunmak: Bu sene Ahenk Psikoloji’de görüştüğüm çocuk sayısı 250. Dolayısı ile bu hedef de tamam. Ortalama yılda 1000 seans terapi öngörmüştüm ki, bu sayıya da ulaştım. 

2 Kitap Yayınlamak: Uzun aradan sonra kitap yayınlama işine başladım. Mutluluk Terapileri kitabım Hayy Yayınevi’nden yayınlandı. Annenin ve Anneliğin Psikolojisi kitabını da yayınevine teslim ettim. 2015 yılında raflarda olacak inşallah.

50 Programda Yer Almak: Bu sene 15 Radyo-TV programına katıldım. Bununla beraber bir çok dergi ve gazetede röportajlarım çıktı. Bu hedefe de ulaştım çok şükür. 

Karadeniz Turu Yapmak: Bu hedefime de ulaştım. Artvin, Rize, Trabzon, Ordu, Giresun, Samsun, Sinop, Kastamonu ve Karabük illerini içine alan oldukça keyifli bir tur yaptık ailecek. 

1 Yeni Ülke Gezmek: Bu sene ya ABD ya da İran gibi bir ülkeyi gezme hedefim vardı olmadı. Velakin Gürcistan ilk defa gittiğim ülke oldu. 

Pedagoji Derneği’ni Yukarılara Taşımak: Evet derneğimiz artık daha çok biliniyor. Bu sene mahremiyet eğitimi, çocuk eğitiminde ödül gibi önemli makalelere imza attık. Soma’ya oyun terapisi için gittik. Bir firma reklamına yazdığımız bildiri sosyal medyada 1 milyon paylaşım aldı. Artık Türkiye’de derneğimiz çok daha fazla biliniyor. Ayrıca bu sene ilk defa dernek olarak ciddi sosyal projelere de giriştik.

Ahenk Psikoloji’nin Bir Okul Olmasını Sağlamak: Ahenk Psikoloji bizim şirketimiz. Bu sene Ahenk Psikoloji Sohbetleri başlattık ve değerli konukları ağırladık. Enneagram Eğitimi’ni bir çok defa açarak insana yolculuk yaptık. İyileştirici Oyun, Çocuk Psikolojisi ve Oyun Terapisi Eğitimleri yine Ahenk Psikoloji’de açıldı. Değerli hocaları ağırladığımız Ahenk Psikoloji Sohbetleri bu sene başladı. Bir çok stajyer aldık ve yetiştirdik. Yani bu hedefime de ulaştığımı düşünüyorum. 

Her hafta bir dostu ziyaret etmek: Yok yok bu hedefi yine yapamadım. İstanbul’da her hafta bir dost ziyareti yapmak yok. Ancak kendi evimde düzenlediğimiz haftalık toplantılarla evime her hafta dostlarımın gelmesini sağladım. Velakin kendim pek de ev dışına çıkamadım.


Zamanın getirdiği ve hayellerdeki     

2014 Neler Getirdi?

2014 yılında yeni şehirlerle Türkiye’yi gezmeye devam ettim. Hedefim 81 ilin hepsini ömrüm boyunca gezmek. Bu sene ilk olarak gezdiğim iller Bayburt, Erzurum, Artvin, Sinop ve Edirne’ydi. Bu sene bende kırılma oluşturan bir nokta yurtdışından gelen bir ekibe İngilizce seminer vermemdi. Artık yabancı dille de seminer verebileceğime inanıyorum. 

Bu sene Filistin’e düzenlenen saldırı en üzüldüğüm günlerdi. Suriye’deki iş savaş, IŞID denen baş belası insanlığa olan ümidimi sarstı. Soma’da yaşanan maden faciası oldukça elimdi. Ama Soma’ya gidip 9 babasız kalmış çocuğun hayatına dokunduk ve terapisini gerçekleştirdik. Her elim olayda üstüme bir sorumluluk düştüğünü düşünürüm. Umarı Soma ve Filistin ile ilgili bana düşen görevi yerine getirmişimdir.

Bu sene bir kez daha dayı oldum. Bu sefer bir kız dayısı oldum. Zeynep Sultan adında bir yeğenim oldu. Dünya tatlısı. Uzaktalar ama görüntüsü bile beni mutlu etmeye devam ediyor. Her hafta evimde topladığım 5 yakın arkadaşımın 5 erkek çocuğu oldu. Bir yılda 5 yakın arkadaşımın 5 erkek çocuğa sahip olması büyük bir tevafuktu benim için. Bu sene yeni bebek yılıydı. 

Bu yıl ki Karedeniz Turu, unutulmaz bir aile deneyimi sundu bize. Tortum Şelales, ve Gölü. Artvin Hopa’da gün batımı harikaydı. Rize Ayder ve Trabzon Uzungöl Yaylası’nda kaldığımız geceler temiz havanın ve temiz suyun tadını çıkardık. Giresun’daki Kümbet Yaylası bize eşsiz güzellikler sundu. Bulutların içinde araba ile yolculuk aldık. Samsun Ladik Gölü, Amasya Boraboy Gölü gördüğüm en güzel göllerdi. Sinop’ta yaptığımız tekne turunu unutmayacağım. Kastamonu’nun yöresel lezzetlerini, Safranbolu’nun ahşap konukları unutmayacağım. Bu gezide Karadeniz’e ve ülkeme bir kez daha hayran kaldım.

Mutluluk Terapileri kitabım bu sene okuyucularla buluştu. Uzun aradan sonra yazdığım bir kitaptı. Oldukça da beğeni topladı. Güzel yorumlar beni yeni kitaplar için heveslendirdi. 2014’ün en sevindirici olaylarından biri de Mutluluk Terapileri’ydi. 

2015 HEDEFLERİM

2015 için kendime koyduğum hedeflerin bir kısmı şöyle:

100 kitap okumak
50 seminer vermek
Uzun soluklu 8 eğitim açmak
Çocuklar için oyunun önemini 
Ailecek bir Ege turu gerçekleştirmek
Bir yurtdışı ziyareti yapmak
Ahenk’te 200 çocuğa ulaşmak 1000 seans terapi yapmak
Çocuk konusunda ya da oyun terapi konusunda bir kitap yazmak
Tezimi bitirmek ve Klinik Psikolog sıfatını almak
Bol bol akraba eş-dost ziyareti yapmak

Bu hedeflerime ulaşmak için bol dua beklerim.. 
Hedefiniz istikametli, yolunuz açık olsun...

Yetim Çocukların Psikolojisi

Yetim Çocukların Psikolojisi

Yetim Çocuklar   


Yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.

Mehmet Teber
İlk yayınlandığı yer: www.moraldunyasi.com 

Anne ve babanın ruh dünyamızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlatmaya kelimelerimiz yetmez. İnsanı kendi kişiliği, annesi ve babası ile birlikte üç ayaklı bir sehpaya benzetebiliriz. Üç ayaklı bir sehpanın bir ayağı eksik olduğunda ayakta duramaz. Aynı şekilde bizler, anne-babamız yanımızda olmadığında çok zorlanırız. Anne-babanın yokluğu çocukluk döneminde gerçekleştiyse hayat bizler için daha çetrefilli hale gelir.

Bir çocuk için anne-babanın yanında olmaması demek, hayata güçlüklerle başlamak demektir. Bazen hayatın bir cilvesi, ya da bir imtihanı vesilesi olarak bu ayaklardan biri hayatımızdan çıkıverir. Bir çocuk baba ayağından yoksun olduğunda yetim, anneden yoksun olduğunda ise öksüz adını alır.

Bir ayağı eksik olan sehpanın ayakta kalmasının bir kaç yolu vardır: İlki olmayan ayağın yerine geçecek başka bir ayak bulmaktır. Olmayan ayağın yerine geçen ayak, gerçek ayak gibi olmayabilir ama sonuçta sehpanın ayakta kalmasına büyük hizmet eder. Bu nedenle bir çocuğun dünyasında bir hayat eksik olduğunda telafi mekanizmalarını harekete geçirmek çok önemlidir. Bir çocuk yetim kaldığında dayı, amca, dede gibi büyükler devreye girebilir ve çocuğun ayakta durmasına yardımcı olurlar. Bazen bu ayak bir öğretmen, bazen de hayırsever biri olabilir. Her kim olursa olsun, baba yerine geçen bir ayak bazen bir baba kadar çocuğa güç katabilir.   

Anne, hem anne hem baba olamaz
Bazen sehpanın olmayan ayağının yerine koyacak bir başka ayak bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın yolu, diğer ayağın aşırı derecede yüklenip sehpayı ayakta tutmasıdır. Bu genelde anne olur. Anne aşırı yüklenme ile sehpayı ayakta tutar. Hem annelik hem de babalık yapar. Böyle durumlarda topluma düşen görev annenin yanında olmak, anneyi desteklemektir.
Telafi ayağın olmadığı durumlarda anne hem annelik hem de babalık yaptığı için çocuğuna yeterli anneliği veremeyebilir. Ayakta kalmak isteyen anne güçlü kalmak için katı, erkeksi ve acımasız bir görünüme bürünebilir. Bu da çocuğun yeterli şefkati alamaması anlamına gelebilir. Ya da bazı anneler, babasız kalan çocuklarına acırlar ve ona sınır koyamazlar, “Hayır!” ya da “Dur!” diyemezler. Bu durumda çocuk aklına eseni yapan, sınırlarla ve kurallarla sorunu olan bir çocuğa dönüşebilir. Yetim çocuğa acıyıp onun her dediğini yapmak, onu sürekli hediyelere boğmak çocuğu anlık mutlu etse de uzun vadede ona zarar verir.

Bazen olmayan ayağı telafi edecek bir ayak olmadığı gibi, güçlü bir diğer ayak da bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın tek yolu çocuk ayağının çok güçlü olmasıdır. Bu durumda çocuk, ayakta kalabilmek için güçlü, katı ve acımasız olması gerektiğine inanır. Artık diğer insanlara güvenmez, çünkü onlar gelip sehpayı ayakta tutmamışlardır. Bazı çocuklar bu süreci kendini güçlendirerek aşarken bazı çocuklar ise hiç mücadele etmezler ve bu sehpanın altında kalırlar.
Bizim kültürümüz yetime ve yetimliği çok önem vermiş ve sehpanın ayakta kalmasını ilk yolla, ilki olmasa ikinci yolla hep sağlamıştır. Bu nedenle yetimler hep koruma ve himaye görmüş, koruyup kollanmıştır. Ancak günümüzde yetimler konusundaki duyarlılığımız azalmış ve mağdur olan yetimlerin sayısı artmıştır. Kültürel değerlerin ve akrabalık bağlarının zayıflaması yetim çocukları daha da zor durumlara sürüklemiştir. Yetimler konusunda yeni bir uyanışa ihtiyaç olduğu kesindir.

Yetim çocuğun duyguları
Olmayan baba yerine telafi olmaması, annenin bu boşluğu kapatması ve çocuğun anne olmadan tek başına ayakta kalma çabasından bahsettik. Her bir durum, yetimin psikolojine farklı izler bırakır. Bunun dışında yukarıdaki üç durumdan hangisinde olursa olsun yetim çocuk temel bazı duygular yaşar.

—Eksiklik duygusu: Bir yetimin en çok yaşadığı duygu eksiklik duygusudur. Nasıl ki, bazı bedensel engelliler çeşitli beden uzuvlarından yoksundur, yetim de babadan yana yoksun ve eksiktir. Yetimin hissettiği bu eksiklik duygusu bir başka çocuğu babası ile birlikte gördüğünde derinleşir. Babasıyla oynayan, okul çıkışında babasının elinden tutan, babasıyla parkta gezen çocukları gördüğünde özlemle karışık eksiklik hisseder. Babasıyla birlikte gördüğü her çocuk yetimin bu yarasını deşer. Babası olmasa da babasıyla geçireceği günlerin hayalini kurar. Bu çocukların bu eksiklikleri baba yerine geçebilecek kişilerle kısmen giderilebilir. Örneğin dede ya da dayı çocuğu arkadaşlarının yanında okuldan alabilir, arkadaşlarının fark edeceği şekilde onu parka götürebilir.

—Kendini aşağıda görme: Bir yetimin yaşayabileceği diğer olumsuz duygu kendini daha aşağıda görmektir. Bir yetim, babası olan çocukları kendinden üstün görebilir, kendisini ise aşağı... Bu nedenle yetimin kendini diğer çocuklardan üstün görmesine ihtiyacı vardır. Bu illaki baba alanında olmak zorunda değildir. Bir yetimin babası olmayabilir ama arkadaşlarında olmayan bir ayakkabıya sahip olabilir. Babası olmayabilir ama onunla oldukça eğlenceli vakit geçiren diğer çocukların babasının bilmediği oyunlar bilen amcası olabilir. Bu üstünlük okul başarısı ya da bir yetenek alanında da olabilir. Unutulmamalıdır ki her yetim diğer kendini diğer çocuklardan üstün hissettiği alanlara ihtiyaç duyar. Bir yetim içsel olarak “Ben şu konularda sizden üstünüm” dedikçe kendine olan güveni de artmış olur.

—Acıyan bakışlardan rahatsızlık: Bir insanı en rahatsız eden duyguların başında başkalarının kendisine acıması gelir. Acınacak durumda olmak bizi üzer. Acıyan gözlerle bize baktıklarında aşırı huzursuz oluruz. Yetim çocuk büyüdükçe acıyan gözlerle kendisine bakılmasından rahatsız olur. Hayatta “yetim” kimliğiyle değil “çocuk” kimliğiyle var olmak ister. Yetime yapılacak en büyük iyilik acıyan bakışlardan onu olabildiğince uzak tutmaktır.

— Suçluluk ve utanç duygusu: Yetimin diğer yaşadığı duygu utançtır. Bir yetim özellikle çocukluk döneminde babası olmadığı için suçluluk ve utanç duyar. Her sene başında tanışma gününde babasının adı ve işi sorulacağı için kaygı duyup utanabilir. “Benim babam yok, öldü” demek ve bunu her tanışmada tekrarlamak yetimi yaralar. Sıra arkadaşına babasının olmadığını söylemekte zorlanabilir. Bu gerçeklikle yüzleşemeyen bazı çocuklar babaları varmış gibi gerçek olmayan öyküler anlatabilir. Bu çocuklar için “Babalar Günü” bir kâbusa dönüşebilir. Bugünde babasız olduğu için duyduğu utanç artabilir.  
— Hayata karşı güvensizlik: Yetim çocuklar hayata karşı güvensiz de olabilir. Çünkü hayat, onların en önemli parçasını elinden almıştır. Bu nedenle bu çocuklar güven temelli ilişki kurmakta zorlanırlar. İlişki kurduğu bu kişilerin de bir gün kendilerini terk edecekleri kaygısını yaşarlar. Özellikle henüz küçük yaşlarda babanın gidişi annenin de gideceği kaygısını oluşturur ve annesini hiç bırakmak istemeyebilir. Bu nedenle yetim kendini babasız bırakan hayata karşı içsel bir güvensizlik besleyebilir.  

—Öfke duygusu: Yetim çocuk ergenliğe doğru ilerledikçe öfke duyguları kabarmaya başlar. Çocukluk döneminde kendine yöneltilen suçluluk ve utanç duygusu, yerini başkalarına yöneltilen öfke duygusuna bırakır. Hayat onun babasını elinden almış ya da babası onu bırakıp gitmiştir. Babasına, babasıyla evlendiği için annesine, babasızlığı ona sunduğu için hayata, kadere ve Allah’a karşı öfke duyabilir. Bu derin öfke yüzeyde herkese yansır. Bu dönem, yetim gencin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu dönemdir. Onu anlayacak, dinleyecek kişilerin olmaması ergeni boşluğa sürükleyebilir ve bu durum çeşitli sapkın inançların ve bağımlılıkların kapısını arayabilir.

—Sorumluluktan kaçma: Bazı yetimler kendini babasızlığın ardına saklar ve hayattaki tüm başarısızlıkları babasızlığa yükler. “Babam olsaydı başarılı olurdum, babam olsaydı ben bu kadar kötü olmazdım” diye düşünürler. Kendilerini tüm sorumluluklardan azade eder ve kendilerini değiştirmeye yanaşmazlar. Bu yetimlere de danışmanlık desteği sunulup onların bu çukurdan çıkarılması çok önemlidir.

—Otorite figürünün olmayışı: Baba, yetime sınır koyan kişidir, evde otorite figürüdür. Baba gittiğinde eğer kimse çocuğa yeteri sınır koymadıysa, çocuk hayatında bir otorite figürü görmediyse sınırlar konusunda sorun yaşayabilir. Anne de zaten babası olmadığı için çocuğuna aşırı şefkat gösterip sınır koymazsa çocuk ergenlik dönemine geldiğinde otorite, kurallar ile sorunlar yaşayabilir. Bu durum çeşitli suç girişimlerinin de kapısını arayabilir.

—Rol model ihtiyacı: Ergenlik dönemi ile yetim eğer erkekse, bir rol model ihtiyacı duyar. Bu ihtiyaç baba yerine geçen birisi tarafından karşılanmıyorsa yetim kendisine rastgele bir rol model seçebilir. Bu da bir felaketin bir başlangıcı olabilir. Bu nedenle özellikle ergenlik dönemlerinde erkek yetimlerin doğru rol model olabilecek kendisinden yaşça büyük rol modellerle karşılaşmaya, onlar tarafından değer görmeye ihtiyacı vardır.

Özetleyecek olursak, yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.



Copyright © 2009-2014 Pedagog Mehmet Teber Orijinal içeriğin tüm hakkı saklıdır.
Admin İletişim