Adana - Pedagog Mehmet Teber

728x90 AdSpace

Adana

Adana   

Adana'ya bugüne kadar 2 defa yolum düştü. Bakalım zihnimde ne gibi izler kaldı?

Hatıramda İlk İzler

Adana ilinin bilinirliği Türkiye’de sanırım kebabı ile olmuştur. Bu konuda şanslı bir diğer il ise Urfa’dır. Bizzat ilin adının böyle bir yemeğe verildiği sanırım başka ülkeler de de yoktur. Bir et lokantasına gidip -Bir adana verir misiniz?- diyebilirsiniz ama aynı cümleyi bir Konya, Erzurum, İzmir için kullanmazsınız. Ya da yurtdışında -Usta çek bir Londra- diye bir cümle hiç kuramazsınız. Bu nedenle olsa gerek Türkiye’deki herkes Adana’yı bir nebze olsun tanımıştır ve tatmıştır. Yani Adana Kebabı öyle bir noktaya gelmiştir ki,  ilin kendinden öte bir marka olmuştur. İşte ben de Adana adını ilk olarak kebabı ile hatırlıyorum.

Çukurova
Adana deyince aklıma gelen diğer bir kelime Çukurova. Türkiye’nin en verimli ovası olduğunu bildiğim bu ova coğrafya dersinde çok karşıma çıkardı. Burada bol bol pamuk üretildiğini okurduk kitaplardan. Üniversite sınavına hazırlanırken Çukurova Üniversitesi hayallerimize girmiş, iyi bir üniversite olduğunu duyduğumuz bir üniversiteydi. Sonraları dershanelerde görev alırken bu üniversiteler çok öğrenci gönderdik. Hale bu üniversite, zihnimde iyi üniversiteler arasında kayıtlıdır.

Çukurova Kitap Fuarı
Adana’ya ilk gelişim Çukurova kitap fuarına imza için gittiğim 2009 yılına denk gelir. Yayınevimiz ile birlikte fuara bir çıkartma yapmıştık. Genelde kitap fuarları yayıncıları pek sevindirmez. TÜYAP’ın aldığı yüksek kiraları fuarda kitap satarak çıkarmak pek mümkün olmaz. Stand ücreti, standın dizayn ve dekoresi, burada çalıştırılacak personel, nakliye, ulaşım ve gıda masrafı derken bir fuarın yayınevine maliyeti oldukça yüksektir. Yayınevleri fuarlara genelde prestij ve reklam amaçlı katılırlar. Benim gittiğim sene Çukurova fuarı yayınevinin yüzünü güldüren bir fuar olmuştu. En azından masraflarını karşılamışlardı. Adana da kim ne kadar kitap okur ki, dersiniz ama bu fuara otobüsle Gaziantep’ten, Mersin’den, Antalya’dan gelenler vardı. Anadolu insanının kitaba düşkünlüğünü görmek güzeldi.

Palendromik Cümle
Efendim az kalsın unutuyordum. Herhalde kebabından önce Adana’yı ilk duyduğum yerlerden biri bir palendromik cümlede geçmesiyle oldu. Palendromik cümle tersten ve düzden okunuşu aynı olan cümleye deniyor. -Ey edip Adanada pide ye!-  cümlesini tersten de okuduğunuzda ortaya aynı cümle çıkar. Küçükken bu tarz cümleler üretmeye çalışırdık. -Traş şart- en kolay olanıydı. Gerçi Adana’da pide değil de kebap yenir ama cümle güzel değil mi?

01 Plaka Kodu
Araç plakalarında 01 kodunun Adana’ya ait olduğunu öğrendiğim zamanlar yine çocukluk zamanlarıma denk gelir. Oyun içerisinde plakaları ezberlemeye çalışırken haliyle ilk olarak Adana’dan başlardık. Yani Adana Türkiye illerinde alfabetik sırada ilk sırada yer alan ilimizdi. Kebapta ve plakada bir numara.

Adana Kebabı
Ben kebabı pek sevmem. Bir lokantaya gittiğimde kebap dışında bir şey olmadığında kebap yerim. Aslında lokantada et üzerine bir yemeği nadiren yerim. Ancak çok güvendiğim bir yer olacak ki, etini yiyeyim. At, domuz, eşek etlerinin çokça ve gizlice üretildiği ülkemizde, büyük otellerin, büyük bir mağaza zincirinin de bu işe bulaştığını duyduktan sonra dışarıda et yemekten çok soğudum. Adana’ya gittiğimde dedim “Hadi şu kebabı bir de yerinde yiyelim.” Gittiğim sıralar o bölgede et ürünlerinde domuz eti çıkmasın mı? İyice fobilerim depreşti. Hasan Kolcuoğlu’nda kebap yedim ama içim rahat olmadığı için pek de tat alamadım. Psikolojim engel oldu yani. Adana’ya ikinci ziyaretim olan 15 Ocak 2012’de bu sefer kebabı Reşit Usta’da yedim. Buranın kebabını beğendim ama salatalarını daha çok beğendim.

Turunculu Ağaçlar
Akdeniz bölgesinin en sevdiğim yanı, yol kenarlarında neredeyse her mevsim görebileceğimiz, şehre renk ve koku katan portakal, mandalina, limon ağaçları. Yol kenarlarında onları izleyerek gitmek, ara sıra, durup koklamak insana müthiş bir göz ve koku lezzeti veriyor. Buralara yolunuz düşerse, arabadan inip mutlaka bu ağaçları koklamanızı öneririm.

Yüksek Binalar
Adana’da beni en çok şaşırtan yüksek binalar oldu. Turunculu ağacalar hayata renk katarken şehrin her yanına yayılmış ve on kattan daha fazla yüksek olan binalar gökyüzü ile iletişiminizi kesiyor. Bu da şehre boğucu ve sıkıcı bir hava katıyor. İnsanoğlunun doğa ile iletişimi nasıl kestiğine, nasıl kötü bir şehir planlaması yapıldığına örnek bir ildir Adana. Osmanlı bir ağacın boyundan daha yüksek bina yapmazmış. Doğada bir ağaç ne kadar uzarsa evler de ancak o kadar uzayabilirmiş çünkü. Bir araştırmada 4 kattan fazla olan binaların insanın ruhunu olumsuz etkilediğini duymuştum. Ahh, insan daha çok para adına ruh sağlığını ve estetik Bir araştırmada 4 kattan fazla olan binaların insanın ruhunu olumsuz etkilediğini duymuştum. Ahh, insan daha çok para adına ruh sağlığını ve zevkini bir kenara attın, kendini ve neslini mahvettin.  

Seyhan Kültür Merkezi
Adana’daki ilk halka açık seminerim, çocuk eğitiminde sık yapılan yanlışlar üzerineydi. 2012’nin ilk semineriydi ve Seyhan Kültür Merkezi’nde Çizgi Derneği ile birlikte gerçekleşti. Bir Pazar sabahı inip de programa baktığımda seminer zamanını 14.00-17.00 yapmışlar. Hocam bu zaman dilimini yazdık erken bitirmeyelim dediler. Ben genelde 40 dakika sunum yapar, 20 dakika ise soruları cevaplarım. Bundan ötesi dinleyicilere haksızlıktır. Neyse program başladı. Sunucu ve dernek başkanı konuşmasını 5 dakikada bitirince iş bana kaldı =514; Telsiz mikrofonun olmaması da beni kürsüye bağlayınca benim açımdan zor bir seminer oldu. Saat dört gibi bitti ama bir bana, bir de seyirciye sorun bakalım nasıl geçmiş =514; Bazen iyi niyetli davetliler, hazır hoca gelmişken öğrenebileceğimizi öğrenelim diyorlar. Halbuki insanoğlunun dikkat süresinin en fazla 40 dakika olduğunu hatırda tutmak gerekiyor. Ben konuşurum sorun  yok, ya dinleyici?

Devam edecek…
Adana Reviewed by Mehmet Teber on 1/31/2012 Rating: 5 Adana    Adana'ya bugüne kadar 2 defa yolum düştü. Bakalım zihnimde ne gibi izler kaldı? Hatıramda İlk İzler Adana ilinin bilinir...