Eğitime Dair / Yeni Asya - Pedagog Mehmet Teber

728x90 AdSpace

Eğitime Dair / Yeni Asya


Eğitimci yazar ve aynı zamanda pedagog olan Mehmet Teber, 1980 yılında İzmit’te dünyaya geldi. Boğaziçi Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünde okudu. Aynı üniversitede Eğitim Bilimleri alanında yüksek lisans yaptı. Sonra çeşitli okullarda, Psikolojik danışmanlık şirketlerinde, engellilerle ilgili projelerde çalıştı. Yaklaşık bir yıldır Bizim Radyo’da eğitim programı yapan Teber, aynı zamanda Haber7.com’da köşe yazarlığı yapıyor. Türkiye’deki eğitim sisteminden rahatsızlık duyan Teber, okullarda geçirilen zamandan tutun toplu eğitimle yaşanan sıkıntılara kadar her şeyin sorgulanması gerektiğini söylüyor. Teber ile Eğitim alanına dair birçok mesele konuştuk… 

Mehmet Teber, eğitime neden bu kadar önem veriyor? 

Türkiye’deki bazı rehberlik bölümleri, psikolojik danışmanlık alanında çalışırken bazıları da eğitim ağırlıklı çalışıyor. Rehber yetiştirmektense eğitimci yetiştirmeyi hedefliyorlar. Bizim üniversitemiz, psikolog yetiştirmekten ziyade, eğitimci olarak yetiştirilmemiz için uğraştı. Türkiye’de ciddî bir eğitimci açığı var dediler. Benim eğitimciliğim sanırım oradan geliyor. Boğaziçi Üniversitesindeki hocalarımın bana kazandırdığı bir kültürdür bu.

Eğitim, dünyanızda neden bu kadar önemli?

Toplumu değiştirmenin yolu eğitimden geçiyor. Daha bilinçli bir toplum, parlak bir gelecek istiyorsak, doğru davranışlar geliştiren insanlar istiyorsak, ahlâkî düzeyi daha iyi bir nesil istiyorsak eğitimle işe başlamamız gerek. Toplumu bir yere getirmenin yolu eğitimden geçiyor. Çeşitli kurumlarda çalıştıktan sonra en önemli eğitimin, çocuk eğitimi olduğunu anladım. Yetişkinlere 40 yaşından sonra pek bir şey kazandıramıyorsunuz. Temelden, çocuklara eğitim verdiğinde toplumun 40-50 yılını şekillendirmiş oluyorsunuz.  

Bu çalışmaların arasında kitap da var. Kısaca kitaplarınızdan da bahseder misiniz?

Çocuk eğitiminin önemli olduğunu fark ettiğimde yazılar da bu noktada birikmeye başladı. Çocuklarda ideal anne baba kitabını yazdım. 

Türkiye’nin eğitimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendimizi eğitimci olarak tanımlayınca okumalarımız da bu yönde oluyor. Bu okumalar arasında gezerken Osmanlıya, Abbasilere doğu batı kültürünün eğitim sistemini inceledikçe şu an var olan eğitim sistemini sorgulamaya başladım. Bizde okullar var, büyük binaların içine binlerce öğrenci girmiş, sınıflarda öğretmenler yer alıyor. Dersler branşlaşmış her birinin ünite kitabı basılmış. 8 yıllık ilköğretim, 4 yıllık ortaöğretim, 4 yıllık lisans, 2 yıllık da yüksek lisansla eğitim çok uzanmış. Hepimiz de bunu kabullenmişiz, kimse bunu sorgulamıyor. Dünya, bu yönde gidiyor diye burada yanlışlık olamaz mı?

Beni bu düşünceye iten Osmanlıdaki eğitimi araştırmam oldu. Orada Sıbyan Mektepleri vardı. Buraya girmek için bir yaş sınırı yok. Hoca gelen öğrencinin seviyesine bakıp mektebe alıyor. Kimi 5 yaşında, kimi 8 yaşında, çocuklar hazır olduğunda mektebe alınıyor. Hoca çocuğu gözlemliyor. Herkes 7 yaşında başlatılmıyor. Kapasiteli bir çocuk 7 yaşını niye beklesin. Şu anda sınırlar çok katı. Osmanlıda Sıbyan Mektebi’nde, bir çocuk Kur'ân-ı Kerim-i yüzünden bir kere bitirince sıbyan mektebi biterdi. Bu yılları alan bir süreç de oluyor, bir yıl da sürebiliyor. Kişiye özel bir eğitim modeli var. 
Bizim İlköğretimdeki eğitimin de bir hedefi olmalı bence. İlköğretimdeki bir çocuk her sınıfa tek tek gitmek zorunda. Hâlbuki çocuk ikişer ikişer çıkabilecek kapasitede olabilir. Bu sistem buna müsaade etmiyor. Herkes birlikte başlayıp, birlikte bitirecek. Geri kalanlar da ilerde olanlar da aynı sisteme tabi. Dünyanın bize dikte ettiği sınıf bazlı eğitim ne kadar doğru, bunu sorgulamak lâzım.   Sıbyan mektebinin diğer adı mahalle mektebiydi. Her mahallede vardı. O okula giden 60-70 öğrenci vardı. Çocuk 3-4 saatten fazla okulda kalmıyordu. Halk sahipleniyordu mektepleri. Şu anda mahalleler kalmadı, ama 3-4 apartman bir araya gelip okul yapılamaz mı? Binlerce kişilik okullardan, 50-60 öğrencilik mini okullara geçilemez mi?

Türkiye’de devletin eğitime bakışı nasıl? Devletin eğitime ciddî anlamda önem verdiğini söyleyebilir miyiz?

Devlet eğitime önem veriyor elbette ki; harcanan kaynakların sayısı artıyor, kitaplar ücretsiz veriliyor. Bu gibi gelişmeler var, ama teknik imkânların dışında eğitimin felsefesini konuşmak lâzım. Batının eğitim felsefesine göre eğitimin amacı iş piyasasına eleman yetiştirmektir. Devlete isyan etmeyecek eleman yetiştirme, herkesi bir kalıba sokma projesidir. Çocuklar dışarıda kalmasın, isyan çıkarmasın diye zapt etme amacındadır. Amaç çocuğun yeteneklerinin keşfedilmesi değildir. İş gücü piyasasına çocuğu hazırlamaktır. Burada bir felsefe yanlışlığı var. Türkiye’nin eksiği bu.  Bazı iş adamları ‘meslek liseleri bize eleman yetiştirmiyor’ diyorlar. Elemanı al kendin yetiştir. Usta çırak ilişkisi vardır. Eğitimin görevi, çalıştıracak eleman yetiştirmek midir? 

Çocuk matematik, fizik, kimya biliyor peki değer eğitimini ne zaman vereceğiz? Dürüstlük sabır, saygı, sevgi bunlar nerde kaldı, bunları nasıl vereceğiz? Sistem birbirine tezat gidiyor. Bir yandan sınav sayısı artıyor, bir yandan mesleki yeterlilik kurumu kuruluyor. Sınavların ölçtüğü akademik yeterliliği yetersiz buluyorlar, her mesleğe dair tekrar ölçüm yapıyorlar. Kurumlara girebilmek için yeterlilik ölçüyorlar. Her şeyi bir standarize etme çabası var. O zaman ilerde insanî yeterlilik kurumu da yapacaksınız.  İşe alırken kişinin meslekî yeterliliğe, kalitesine, sınav puanına bakacaksınız sonra da bu ülkede insanlık nerde diyeceksiniz. Hayatın merkezinde insanlık yok ki. Bir iş patronu KPSS puanından önce kişiliğe bakmıyorsa, Anadolu liselerinde SBS puanından başka özelliğe bakmıyorsa, seçmede değerlendirmede insanlık değerleriyle ilgili bir şey yoksa, bu sistem içinde insanlığın değerli olmasını bekleyemeyiz. Herkes sınav odaklı bakıyor çocukların puanına göre değerlendiriyorlar. Çocuk da ben puanıma göre değerliyim diyor. Kişilik çok gerilerde kalmış. Sahip olunan diplomaya sertifikaya göre değer biçiliyor.  

Değerler eğitimi vermek devletin görevi midir?

Değerler eğitimini en azından engellememek, devletin görevidir. Sınav, diploma odaklı sistem, değerler eğitiminin en büyük düşmanıdır. Bu sistem içinde değerler eğitimini vermek büyük handikap. Batının merkezinde bireyselcilik ve başarı var.  

Ailenin eğitimle ilişkisi ne? Aileler devlet sisteminin dayattığı ölçme-değerlendirme sisteminde değer eğitimi verme konusunda bilinçli mi?

Özellikle Amerika’da alternatif eğitim diye bir metot var. Anne babalar çocuklarını okula göndermiyorlar. Biliyorlar ki çocuk okulda başka şeyler öğreniyor. Ben tam gün eğitimi de anlamıyorum. 8 saat boyunca okulda çocukları neden tutuyorlar? Çarkın içine soktuğunda çocuğun düşünme yeteneklerini örtüyorsun.  Resim, müzik, spor okullarda önemsenmiyor. Çocuk kendi yeteneğini köreltmek zorunda kalıyor. Hattat, müzisyen, atlet olabilecekse sistem hepsini buduyor. Sen bunu bırak matematiğe bak deniyor. Ben çocuğumu eğitim sistemine vermek istemiyorum. Kendim eğitmek istiyorum. Türkiye’de bu yok. İlla senin okuluna göndermek zorunda değilim. Avrupa’da alternatif eğitim hızla yayılıyor. Okul yozlaşmış bir şey. Okulda kalabalıkta iyi eğitim alındığını düşünmüyorum. Ev ödevi de buradan kaynaklanıyor. Çocuk okulda hazmedemiyor öğrendiğini.  

Bu noktada medyanın eğitime bakışını, desteğini ya da kösteğini nasıl değerlendirebiliriz? 

Medyaya bakalım, eğitime dair hangi program var. Meşhur internet sitelerinden ana sayfaya düşmüş eğitimle ilgili bir tane haber göremeyiz. Eğitim bu kadar önemli bir konu ama eğitime dair yazı yazan bir köşe yazarımız yok. Gazeteler bir spor yazarı bulunduruyor. Siyasî konular üzerine, magazin üzerine yazanlar var, ama eğitim alanında yok. Medya bu konuşa sınıfta kalıyor.  

Bizim radyodaki programınızda neler yapıyorsunuz?

Bizim Radyoda biz Doğru Eğitim programıyla başladık. Japonya’yı, Almanya’daki eğitim sistemlerini inceledik. İlk kısımda eğitim haberlerinden bahsediyoruz. Türkiye’nin bir yerlerinde bir şeyler yapılıyor. Meselâ geçen haftalardaki bir haberi anlatayım. Meslek lisesi tadilat dolayısıyla başka bir binaya taşınıyor. Sıraları öğrenciler taşıyor. Medyanın haberi sunuş şekli şöyle: “Öğrenciler kendi okullarında hamallık yapıyor. Veliler buna tepkili vs…” Japonya’daki eğitim sistemini incelerken baktım ki; öğrencilerden her gün 2 nöbetçi var. Nöbetçiler, ders başlamadan önce gelip sınıfı temizliyorlar. Teneffüs aralarında yine temizlik yapıyorlar. Böylece okulu sahiplenmesi sağlanıyor öğrencinin. Bu da bir eğitim. 

Bizim Radyo’da yapmaya çalıştığımız aslında bir eğitim felsefesi oluşturabilmek. İnsanları eğitim üzerine düşünmeye sevk etmek. Eğitim konusundaki güzel gelişmeleri paylaşıp, yanlışların altını çizmek. Bu imkanı tanıdığı için Bizim Radyo’ya teşekkür ederim.

Biz de teşekkür ederiz efendim.

2 Nisan 2011 / Yeni Asya
Eğitime Dair / Yeni Asya Reviewed by Mehmet Teber on 6/24/2011 Rating: 5 Eğitimci yazar ve aynı zamanda pedagog olan Mehmet Teber, 1980 yılında İzmit’te dünyaya geldi. Boğaziçi Üniversitesi Rehberlik ve Psikol...

Hiç yorum yok:

HTML kodu kullanarak yazılan yorumlar onaylanmaz.

Yorumlarınızı yazarken menüden "Anonim"i seçiniz. Yoruma ad soyadınızı yazabilirsiniz.

Eğer bir Gmail hesabınız var ise, menüden "Google hesabı"nı oturum açıp seçebilirsiniz.

Menüden Adı/URL seçeneği ile, adınızı ve e postanızı yazabilirsiniz.