Heyecanımı Kontrol Etmek İstiyorum - Pedagog Mehmet Teber

728x90 AdSpace

Heyecanımı Kontrol Etmek İstiyorum

Sınava artık bir haftadan az bir süre kalmıştı. Öğrencilerim çalışmalarını tamamlamış ve denemelere girerek prova yapmaya başlamışlardı. Onlara bir sene boyunca psikolojik destek vermiştim. Düştüklerinde ellerinden tutmuş, umutları tükendiğinde onlara umut aşılamıştım. Hayatta ve sınavda başarılı olmanın taktiklerini seminerler şeklinde sunmuştum. En son olarak da sınav taktikleri isimli bir seminer ile seminerler dizisine son vermiştim. Artık bana düşen işin bittiğini düşünmeye başlamıştım. Ne var ki benden randevu alan öğrencilerin sayısı artmaya başlamıştı. Birkaç kişi ile görüştüğümde gördüm ki hepsi heyecanlanmıştı ve heyecanlarını nasıl kontrol altına tutacaklarını bilmiyorlardı.

Şunu kesinlikle iddia edebilirim ki, gerçek sınavda heyecanını kontrol eden bir öğrenci normal dershane denemelerinden daha yüksek puan alabilir. Bunun çok örneğini gördüm. Sebebi ise, gerçek sınavdaki konsantrasyonun denemelerdeki konsantrasyondan fazla olması ve gerçek sınavda sorulan soruların daha açık ve net olmasıydı. Öğrencilerin daha yüksek puan almasını önleyen bir tek engel vardı: Aşırı heyecan. Eğer öğrencilerime heyecanlarını kontrol altında tutmayı öğretebilirsem, onların daha yüksek puan almalarına vesile olabilirdim. Bu amaçla yeni bir seminer duyurusu daha yaptım.

Seminer günü geldiğinde katılım umduğumdan fazla olmuş, seminer salonu tamamen dolmuştu. Hatta ayakta bekleyenler bile vardı.

İlk olarak sınav sabahı heyecanlanmanın gayet normal olduğunu anlatarak başladım:

Arkadaşlar hepiniz biliyorsunuz ki, bütün insanlar kendileri için önemli bir işe giriştiklerinde heyecanlanırlar. Yani bilmelisiniz ki sınav günü heyecanlanmak gayet normal ve herkeste olan bir duygu. Asıl anormal olan hiç heyecanlanmamak. Sınav sabahı elini kolunu sallaya sallaya sınava gelen ve heyecanı sıfır olan bir öğrenci görürseniz, bilin ki bu öğrenci sınavı umursamıyordur ve başarılı olması mümkün değildir. Demek ki sınavda başarılı olanlar heyecanlananlardır. Baktınız ki sınav sabahı heyecanlanıyorsunuz o zaman kendi kendinize şu cümleyi kuracaksınız “Madem heyecanlanıyorum demek ki normal bir insanım”

Öğrencilerin zihinlerinde heyecanlanmanın normal bir duygu olarak kodlanmasını istiyordum. Çünkü heyecan doğal ve olması gereken bir duyguydu. Bunun yanında başarılı olmakla heyecanlı olmak arasında bir bağ kurmuştum. Bu önemli bir bağdı, çünkü çoğu öğrencideki kodlama “eğer heyecanlanırsam başarılı olamam” şeklindeydi. Gerçek ise bunun tam tersiydi. Şimdiye kadar başarılı olmuş öğrencilerin hepsi az ya da çok heyecanlanmışlardı. Son cümlem ile de işin içine espri katmış ve heyecan duygusunu komik hale getirmiştim. Şimdi sıra belirli düzeyde bir heyecanın faydalı olacağını anlatmaktaydı.

Sizce heyecan duygusu zararlı bir duygu mu? Tabi ki hayır! İnsana verilen her duygu gibi heyecan duygusunun da mutlaka artıları var. Biraz heyecan bizi kendimize getirir ve uyanık kılar. Aynı zamanda heyecan doğru yönlendirilirse bir konuya odaklanmanızı sağlar. Diyelim ki Türkiye mili takımı final maçı yapıyor. Maç berabere bitti ve penaltılara kaldı. Heyecanlandınız. Sonucu merak ediyorsunuz. Bu heyecan sizi ekrana bağlar. Tamamen penaltılara odaklanırsınız ve çevrenizde olan biteni hemen hemen hiç duymazsınız. Tüm dikkatiniz bir noktaya yoğunlaşır. Gördüğümüz gibi belirli düzeyde bir heyecan hem odaklanmamıza kapı açıyor hem de çevreden gelen diğer uyarıcılara zihnimizi kapatıyor.

İlk konuşmada heyecanı zihinlere normal bir duygu olarak kodlamış, başarı ile heyecan arasında bir bağlantı kurmuştum. Şimdi ise bir adım daha ileri giderek kontrollü heyecanın faydalı olduğunu öğrencilerin zihnine kodlamıştım. İkinci adımı da başarı ile tamamlamıştım. Heyecan kontrolüne geçmeden önce heyecana yol açtığını düşündüğüm bir soruya cevap vermeliydim. Onları, kaçındıkları bir soru ile yüzleştirmeliydim. Biliyordum ki, bu konuyu açmakla dikenli bir araziye girmiş olacaktım ve çok dikkatli olmalıydım.

Tecrübelerim bana göstermiştir ki, sınavda öğrencileri en çok heyecanlandıran bir soru var. Bu soruyla yüzleşen öğrenciler heyecanlarını önemli oranda azaltabiliyorlar. Ve dolayısıyla sınava çok daha rahat giriyorlar. Bu soru şu: Ya kazanamazsanız ne olacak?

Soruyu sorunca birçok öğrencinin yüzü buruşmuştu. ‘Hocam düşünmek bile istemiyorum’, ‘Benim için böyle bir ihtimal söz konusu değil. Mutlaka kazanmak zorundayım’ tarzındaki öğrenci cümleleri öğrencilerin bu soru ile yüzleşmekten kaçındığını belli ediyordu. Devam ettim:

Ben de çok iyi biliyorum ki, bu soruyu sormak sizi oldukça rahatsız ediyor. Bana sorsalar emin olun ben de rahatsız olurdum. Ama rahatsız olmamız bu soru ile yüzleşmeyeceğimiz anlamına gelmez. Bu sorudan kaçtığımız sürece soru zihnimizde bir kıymık gibi duracak ve bizi devamlı rahatsız edecektir. Beraber zihnimizdeki bu kıymığı çıkarmaya var mısınız?

Bu noktada öğrencilerin onayını almalıydım. Çünkü onlar onay verdikten sonra işim çok daha kolaylaşacaktı. Öğrencilerin geneli ‘evet’ cevabını verdiler.

Az sonra yapacağımız işlem, tadı hiç de güzel olmayan bir ilacı içmeye benziyor arkadaşlar. İlacı içerken biraz yüzünüz buruşacak ama emin olun ki sonunda sizi rahatsız eden, canınızı yakan o yaradan kurtulacaksınız.

Bu cümlelerle öğrencileri, birazdan yapacağım tedaviye hazırlıyordum.

Bu soru sizi neden rahatsız ediyor biliyor musunuz? Çünkü bu soruya verdiğimiz bir cevap yok. Ve zihnimizde bulunan her cevapsız soru bizi rahatsız eder. Bu soruya cevap verdiğinizde soru korkutuculuğunu kaybetmiş olacak ve sıradan bir soru şekline dönüşecektir. Ve verdiğimiz cevap ile o kıymık zihninizden çıkacaktır. Şimdi cesaret gösterip soru ile yüzleşme zamanı. Herkes bu soruyu kendisine sorsun ve bu soruya makul ve mantıklı bir cevap versin.

Öğrenciler içsel bir sorgulama sürecine girmişti. Yüzler buruşmuş, alınlar çatılmıştı. İlacı almaya başladıkları belli oluyordu. Sözü yine alıp kazanamazlarsa neler yapabileceklerini güzel bir çerçeve içerisinde onlara sunmalıydım:

İçinizde bu soruya cevap verenler emin olsunlar ki sınav günü çok daha rahat olacaklar. Şimdi bu zamana kadar bu soruya verilmiş cevapları sizinle paylaşacağım. İsterseniz bunlardan birisini seçersiniz ya da kendi cevabınızda devem edersiniz. İşte cevaplar:
* Herhangi bir yeteneğiniz varsa özel yetenek sınavı alan bölümlerin herhangi birisine başvurup dört yıllık şansınızı devam ettirebilirsiniz.
* Dört yıllık hava, kara, deniz harp okullarına başvuru yapabilirsiniz.
* İki yıllık güzel bir bölüme yerleşebilirsiniz. İnsan kaynakları, hastane yönetimi, adalet, radyo televizyon yayıncılığı, bilgisayar programcılığı, muhasebe gibi bölümler sizlere açık. Bu bölümlerde okurken aynı zamanda açık öğretimden de iki yıllık bir bölüm okursunuz. Dolayısı ile iki yılı bitirdiğinizde elinizde iki tane iki yıllık diploması olur. Bu iki yıl içinde özel kurslara giderek kendinizi geliştirirseniz direk işe başlayabilirsiniz. Ya da DGS sınavına girip dört yıllık bir bölüme geçiş yapabilirsiniz.
* İki yıllık polis akademilerine başvurup, iki yılın sonra polis olarak işe başlayabilirsiniz.
* İki yıllık kara, hava, deniz astsubay okullarına başvurup, iki yılın sonunda astsubay olarak çıkabilirsiniz.
* Açık öğretimden güzel bir bölüm yazıp direk iş hayatına girip aynı zamanda üniversite diploması alabilirsiniz.
* Açık öğretimden bir bölüm yazarak veya yazmadan yeniden dershaneye gider ve tam bir hazırlık daha yapabilirsiniz. Böylece puanınızın yettiği yere değil istediğiniz yere gidersiniz.
* Dershaneye gerek yok diyorsanız ya da maddi imkânlarınız el vermiyorsa bir dergiye abone olup evde yeniden hazırlanabilirsiniz. Hafta sonları da kendinizi geliştirecek İngilizce, bilgisayar, ehliyet gibi kurslara gidip donanım sahibi olabilirsiniz.
* Yeniden hazırlanmak istemiyorsanız sistem uzmanlığı, yazılım uzmanlığı, modelistlik, stilistlik gibi kurslara giderek direk bir meslek sahibi olabilirsiniz.
İşte size dokuz seçenek, bunlardan birisini seçip kendinize uyarladığınızda zihninizdeki kıymık çıkmış demektir.

Sunduğum dokuz seçeneğin hepsi cazip seçeneklerdi. Herhangi birisini seçtiklerinde soru, artık bir kâbus olmaktan çıkacaktı. Soru akıllarına geldiğinde verilecek cevap belli olduğu için büyüsünü kaybedecekti. Bazı meslektaşlarım bunları anlatmanın öğrencilerin şimdiki performansını düşüreceğini ve çalışmayı bırakmalarına neden olacağını söylüyorlar. Onlara kısmen katılıyorum. Gerçekten de bazı öğrenciler kendileri için makul bir seçeneği bulunca çalışmayı bırakabilirler. Son bir hafta çalışmayı bıraksalar ne değişecek ki? Hem soruya cevap vermekle heyecanları büyük ölçüde azalacağından sınavda başarılı olma ihtimalleri artmaz mı?

Heyecanı tetikleyen bir soruyu cevaplamakla heyecan kontrolünde önemli bir adım atmıştık. Sırada öğrencilerin sırtında kambur oluşturan bir düşünce vardı. Bu düşünce az önceki soru kadar önemliydi ve heyecan kaynağıydı. Öğrencilerin sırtına büyük bir yükleyerek onların ruhlarını yoruyordu.

Evet, zihnimizdeki kıymığı çıkarınca hepiniz önemli ölçüde rahatladınız. Bu çok güzel. Sırada sırtınıza yer alan bir yükü atmak var. Sen Aylin, bu hayatı kendin için mi yaşıyorsun, yoksa başkaları için mi?
- Tabi ki kendim için hocam
Sen Reşit, hayatına sen mi yön veriyorsun yoksa başkalarının düşünceleri mi?
- Genelde ben yön veriyorum hocam.
Sen Murat, kendi istediğin hayatı mı yaşıyorsun yoksa başkalarını sana biçtiği rolü mü oynuyorsun?
- Ben kendi hayatımı yaşarım hocam.

Amacım sorularla öğrencileri hazırlamaktı. Ve sanırım bunda da başarılı olmuştum. Herkes konuyu nereye bağlayacağımı merak ediyordu.

Evet, hepiniz haklısınız. Biz kendi hayatımızı yaşadığımız sürece mutlu olabiliriz. Başkalarının düşünceleri sadece bize fikir verir yoksa hayatımıza yön vermez. Ve biz bir kukla gibi başkalarını bize biçtiği rolü oynamayız. Bu hayat bize verilmiştir ve sorumluluğu da bize aittir. Kimse bizim hayatımızın hesabını vermez. Öyleyse hesabını vermeyecekleri bir hayata yön de veremezler.

Biraz cesurca ve pervasızca konuşmuştum. Böyle bir konuşma az sonra yapacağım işlem için gerekliydi. Kendimi bir an Polat Alemdar gibi hissettim. Ve devam ettim:

Şimdi gözlerinizi kapatmanızı istiyorum. Sınav sabahındasınız. Sınava gideceksiniz ama sırtınızda çok ağır bir çuval var. Sizi sıkıyor. Bu çuvalda başkalarının düşünceleri var: Kazanamazsam annem babam ne der, hocalarıma ne cevap vereceğim, mahalledekiler hakkımda ne düşünür. Artık bu çuvaldan kurtulmanın vakti geldi. Çünkü bu hayat sizin ve hesabınız siz vereceksiniz. Şimdi çuvalı elinize alın tüm gücünüzle sallayıp okyanusun derinliklerine doğru atın. Ohh bee. Yeter artık. Özgürsünüz ve kuş gibi rahatladınız. Sırtında başkalarını düşünceleri ile yaşamak ne kadar da zormuş. Rahatlamış bir şekilde gözlerinizi açabilirsiniz.

İlk önce “Ya kazanamazsam?” sorusuna cevap vererek sorunun etkisini azaltmıştım. Şimdi de “Kazanamazsam başkaları ne düşünür, elalem ne der?” düşüncelerini öğrencilerin sırtından atmıştım. Yüzlerindeki gülümseme ve rahatlıktan doğru yolda gittiğimi anlıyordum. Sıra heyecan kontrol tekniklerine gelmişti:

Ohh bee. Şimdi çok daha rahatız. Sırada sınav sabahı heyecanımızı kontrol altına alma teknikleri var. Heyecan kontrolünde genel olarak kullanacağımız iki teknik var. İlki davranış düzeyinde uygulayacağımız teknikler, ikincisi de zihinsel düzeyde kullanacağımız teknikler. Yani davranışlarımıza ve düşüncelerimize yön vererek heyecanımızı kontrol altına alacağız ve denemelerde aldığımız puanlardan daha yüksek puan alacağız.
İlk olarak davranış tekniklerinden başlayalım:
* Salona girmeden önce lavaboya gitmek atacağımız ilk adım. Heyecanlandığımızda bağırsaklarımız daha hızlı çalışmaya başlar ve tuvalet ihtiyacı hissedebiliriz. Bu sebeple sınav salonuna geçmeden önce tuvalete uğramak çok faydalı olacaktır. Lavaboya gittiğimizde ellerimizi, yüzümüzü ve bileklerimizi soğuk su ile yıkayalım. Suyun heyecanı azaltıcı etkisi vardır.
* Heyecanlanmaya başladığımızda kalbimiz daha hızlı çarpar. Dolayısıyla kan dolaşımımız hızlanır ve vücudumuza daha fazla oksijen lazım olur. Derin nefes almak, heyecanın en büyük ilacıdır. En az on defa derin nefes alıp verdiğinizde, bizde heyecan namına bir şey kalmaz. Nefes alıp vermeyi şu şekilde yapacağız: Burnumuzdan derince bir nefes alıp göğsümüzü dolduracağız. Nefesi bir miktar içimizde tutacağız, sonra da ağzımızdan yavaş yavaş, bir yaprağın yere düşmesi gibi, vereceğiz. Aklınızda olsun ki, derin nefes alıp vermek heyecan kontrolünün en önemli aşamasıdır. Şimdi beraberce biraz deneme yapalım. Bu tekniği birkaç gün boyunca evde ve denemelerde uygularsanız sınav günü daha rahat olursunuz.
* Heyecanlandığımız zaman dilimiz ve damağımızda hafif kuruma olabilir. Bir iki yudum su alarak dengeyi yeniden kurabiliriz.
* Islak mendille elinizi yüzümüzü silmek, bileklerimizi ovuşturmak, mendilin kokusunu içimize çekmek yine bizi rahatlatacaktır.

Davranış düzeyinde yapmamız gerekenleri anlatırken öğrencilerim pür dikkat dinlemişlerdi. Gerçekten bu düzeyde yapılacak işlemler heyecan kontrolünde oldukça önemliydi. Özellikle derin nefes alma egzersizi, heyecan kontrolünün mihenk noktasıydı.

Şimdi sırada zihinsel olarak yapacaklarımız var:
İlk olarak her gün zihnimizde sınavı yaşayalım. Sessiz bir odaya geçip gözlerimizi kapatalım. Sınav sabahı kalktığımızı, ılık bir duş alıp hafif bir kahvaltı yaptığımızı düşünelim. Sonra sınav çantamızı alarak evden çıkalım ve sınav salonuna gidelim. Heyecanımızı kontrol etmek için yukarıdaki teknikleri uyguladığımızı hayal edelim. Sınav kitapçığını alınca ilk olarak kitapçık türümüzü işaretleyelim, sonra kitapçığın sayfalarını eksik var mı yok mu diye kontrol edelim. En sevdiğimiz alandan soruları çözmeye başlayalım. Soruları rahatlıkla çözdüğümüzü düşünelim. Uğraştırıcı soruları daha sonraya bıraktığımızı ve bu şekilde güzelce sınavı tamamladığımızı düşünelim. Güvenle ve mutlulukla sınavdan çıkalım.
Haydi şimdi gözlerinizi kapatın, burada bir uygulama yapalım. Şunu çok iyi bilin ki, zihinsel olarak sınava hazır olmak sizi önemli ölçüde rahatlatacaktır.

Öğrencilerle beraber kısa biz zihinsel hazırlık yaptık. Sonra devam ettim:

Şimdi tekrar gözlerimizi kapatalım. Şimdi geçmişte kendinizi çok mutlu ve rahat hissettiğiniz bir zamana gidiyoruz. O zamanın içindeyiz. Mutluluğu hissetmeye başladıkça sağ yumruğunuzu yavaş yavaş sıkın. Ve mutluluk arttıkça siz yumruğunuzu daha fazla sıkın. Ve mutluluk zirveye ulaştığında gözlerinizi açabilirsiniz.
Arkadaşlar bu uygulama ile sıkılan yumrukla mutluluk arasında bir bağlantı oluşturduk. Bu bağlantıyı güçlendirmek için her gün aynı işlemi üç defa yapacaksınız. Sınav günü gelip de heyecanlandığınızda yumruğunuzu sıkın ve mutluluk duygusunun içinize kapladığını görün.
Öğrencilerim şaşırmışlardı. Bu teknikler onları eğlendirmişti. Bu işleme psikolojide çapalama diyorduk. Bilinçaltında yumrukla mutluluk arasında bir bağ kuruyorduk. Artık ne zaman yumruk sıkılsa otomatik olarak mutluluk duygusu gün yüzüne çıkacaktı. Devam ettim:
Evet arkadaşlar ilk iki teknik bizim işimizi oldukça kolaylaştıracak. Şimdi sırada başka bir teknik var: Sınav sabahı heyecanlandığınızda bir yandan derin nefes alıp verirken, diğer yandan ıslak mendille rahatlarken, öte yandan zihnen kendinize şu komutları gönderin ‘Şimdi daha rahatlamış durumdayım.’, ‘Derin nefes aldıkça kendimi daha sakin hissediyorum’, ‘Kontrol bende, kendime güveniyorum’. Bu şekilde kolaylıkla rahatlayabilirsiniz. Kesinlikle ‘heyecanlanmamalıyım’, ‘Hata yapmamalıyım’, gibi olumsuz komutlar göndermeyin. Hep pozitif sözcükler seçin.

Beyne pozitif komutlar göndermek çok önemlidir. ‘Heyecanlanmamalıyım, heyecanlanmamalıyım.’ komutu beyne giderse beyin otomatik olarak heyecanlanır. Bu, ‘Kırmızı fil düşünmeyin.’ demeye benzer. Düşünmeyin derken beynimizi ister istemez o kelimeyi düşünmeye sevk ederiz. Bunun yerine pozitif kelimeler kullanmak daha etkilidir. Sakin, ferah, rahat, huzur, mutluluk, neşe, kuş gibi hafif olmak, kelimelerini ve deyimlerini kullanarak beyne komut göndermek çok daha etkilidir.

Öğrencilerime heyecan kontrolünü tüm yönleri ile anlatmıştım. Sıra özetleyip konuyu bitirmeye gelmişti.

Evet arkadaşlar, heyecan kontrolü kısaca anlattıklarımdan oluşuyor. İlk bilmemiz gereken heyecanlanmanın doğal ve normal bir duygu olduğu. İkincisi ise, belli düzeyde bir heyecanın bize faydalı olacağıdır. Bizi heyecanlandıran temel soru ‘Ya kazanamazsam’ sorusudur. Ve bu soruya sunduğum seçeneklerden birini vermekle bu soruyu tamamen etkisiz hale getirebilirsiniz. Bunun yanında “Kazanamazsam elalem ne der” düşüncesi bizim sırtımızda bir yüktü. Biz kendi hayatımızı yaşayacağımız için sırtımızdaki bu yükü kaldırıp okyanusun derinliklerine atmıştık. Bu uygulamayı evde birkaç defa daha tekrar etmeniz sizin açınızdan güzel olur. Son olarak da sizlere heyecanı kontrol edebilmek için davranış düzeyinde ve zihinsel düzeyde yapmanız gerekenleri anlatmıştım. Bu söylediklerim dikkat ettiğiniz takdirde ve evde ve önünüzdeki deneme sınavlarında bolca uyguladığınız takdirde emin olun ki dershanedeki puanlarınızdan daha yüksek puan alırsınız. Hepinize başarılar diliyorum arkadaşlar.

Bir seminer daha son bulmuştu. Bu seminerle birlikte bir senelik rehberlik faaliyetim şimdilik sona ermişti. Tercih döneminde yine öğrencilerimle bir araya gelecek ve bir senelik çalışmamıza nokta koyacaktık.

Mehmet Teber

Not: Bu sıralar sınavlar yaklaştığı için heyecanla ilgili çok soru geliyor. Sınav Terapileri kitabımdan heyecan kontrolü ile alakalı bir yazıyı önemine binaen buraya alıyorum... Tüm öğrencilere bu vesile ile başarılar...

Heyecanımı Kontrol Etmek İstiyorum Reviewed by Mehmet Teber on 5/25/2011 Rating: 5 Sınava artık bir haftadan az bir süre kalmıştı. Öğrencilerim çalışmalarını tamamlamış ve denemelere girerek prova yapmaya başlamışlar...

Hiç yorum yok:

HTML kodu kullanarak yazılan yorumlar onaylanmaz.

Yorumlarınızı yazarken menüden "Anonim"i seçiniz. Yoruma ad soyadınızı yazabilirsiniz.

Eğer bir Gmail hesabınız var ise, menüden "Google hesabı"nı oturum açıp seçebilirsiniz.

Menüden Adı/URL seçeneği ile, adınızı ve e postanızı yazabilirsiniz.