Beni Kimse Anlamıyor! - Pedagog Mehmet Teber

728x90 AdSpace

Beni Kimse Anlamıyor!

Ergenlik   

Ergenlik, fiziksel değişimlerin yanında, duygusal çatışmaların da görüldüğü bir süreç. Bu dönemde ergenler, uçmak üzere yaratılmış, ancak henüz uçmayı bilmeyen kuşlar misali dengede durmaya çalışıyor.


Yavru kuşun yuvadan uçması için daha zaman vardır ancak tüy ve telekleri (kuşların gövde, kanat ve kuyruğunda bulunan kalın eksenli tüy) çıkmaya başlamıştır. Hiç kanat çırpmamış olmanın tüm acemiliği üzerindedir. Uçmak üzere yaratılmıştır ama bu kabiliyeti daha gösteremiyordur. Elbet bir gün kanatlanacaktır fakat henüz zamanı gelmemiştir. Tıpkı ergenlik çağındaki genç gibi. Ergen de bu dönemde, kişiliğini ararken kabuğunu çatlatmış, irade, özgüven, benlik gibi duyguların sahibi olmuştur. Ancak bunları nasıl kullanacağı konusunda bilgisiz, tecrübesiz ve cesaretsizdir.


Henüz kanatlanmaya hazır olmayan ergen bir taraftan yalnızlık çekerken diğer yandan yeni oluşan kişiliğine güvenerek kendisine uzatılan destek ellerini geri iter. Ailesinin ilgisine ihtiyaç duyarken aynı anda onları reddetme eğilimindedir. Fakat anne-babasını kırdığı/kızdırdığı anlarda bile onların kucağına sığınmaya, özellikle annesinin başını okşamasına fazlasıyla ihtiyaç duyar. Ergenlik işte böyle zıt duyguların bir arada yaşandığı bir evre. Karşıt düşünce ve duygular aynı sinede birbirleriyle çarpışıp duruyor. Genç, bu ruhsal sürece adım atmadan önce fiziksel bazı değişimlere  de uğruyor: Boyu uzuyor, kilosu artıyor/azalıyor, vücudu tüyleniyor, sivilce çıkarıyor, göğüsleri belirginleşiyor, kasları gelişiyor... Bazıları bu süreçte vücudundan utanıp onu saklamaya çalışıyor. Söz konusu değişimler kızlarda daha erken başlıyor ve sona eriyor. Onlar bu dönemi genellikle 12–21 yaşlarında atlatıyorlar. Ancak günümüzde ergenlik yaşı daha da küçüldü. Şimdilerde 9-10 yaşlarında büluğ çağına giren dahi var. Uzman pedagog Mehmet Teber, bu durumu aşırı ve erken cinsel uyarılmaya bağlıyor. Teber’e göre televizyon, internet ve reklam panoları cinsel içerikli mesajlarla dolu. Bu da çocukların dünyasında boyundan büyük konuların erken belirginleşmesine sebep oluyor. Çünkü ruh dünyasına yerleşen bir kavram, kısa süre sonra fizyolojiyi de doğru orantılı biçimde etkiliyor.


Hormonlu yiyecekler ve gıdalardaki katkı maddeleri de vücuttaki östrojen (kadınlık) ve testesteron (erkeklik) hormonlarının artmasına, bu durum da özellikle kızların erkenden olgunlaşmasına yol açıyor. Fakat vücut ve psikolojisindeki bu ani değişimi birçok çocuk kaldıramayıp  bunalıma girebiliyor. Özellikle kız çocuklarının erken dönemde (9 yaşından önce) regl olması, hormonal bir bozukluğa işaret edebiliyor. Bu durumda uzmana başvurulması şart. Çünkü eğer çocuk tedavi olmazsa  ileride boyu kısa kalabilir ve tüylenme, yumurtlama problemleri gibi hormonal rahatsızlıklara yakalanabilir.


Bunun tam aksi bazı çocuklar da ergenliğe geç girebiliyor. Erkeklerde 13,5 yaşına kadar herhangi bir cinsel belirtinin başlamaması, yani testislerin büyümemesi; kızlarda ise 14 yaşına kadar göğüslerin büyümemesi halinde ergenlik gecikmesi söz konusu. Bu daha çok erkeklerde  rastlanılan bir durum olsa da  genellikle bu çocukların laboratuvar tetkikleri normal çıkıyor. Erkeklerde genetik faktörlere dayalı büluğ gecikmesine nadiren bazı endokrinolojik ve genetik hastalıklar sebebiyet verebiliyor. Kızlarda ise gecikmiş ergenlik, erkeklerin aksine mutlaka altında patolojik sorunlar aranması gereken bir durum. Böyle çocukların hormonal tetkiklerinin yapılması ve genetik hastalıklar yönünden incelenmesi gerekiyor. Öte yandan her iki cinsiyette de ağır psikolojik sorunlar, hormonların salgılanmasını olumsuz etkileyerek boy kısalığı veya ergenliğe geç girilmesine kapı aralayabiliyor.

‘ORTAM KÖTÜ, ÇOCUĞUMU KORUMALIYIM’


Ergenliğe giren çocuklar bir yandan vücutlarındaki değişime alışmaya çalışırken diğer yandan da duygularında iniş-çıkışlar yaşıyor. Aniden sinirlenebiliyor, çok çabuk sevinebiliyor/üzülebiliyor veya odalarına kapanıp yalnız kalmak isteyebiliyorlar. Pek çok anne-baba, daha önce uyumlu ve uysal çocuklarının yerini söz dinlemeyen, asi bir bireyin aldığı kanaatinde. Böylece ergen ile ebeveyn arasında çatışmalar başlıyor. Tam da bu noktada gençler açısından en büyük sorun, anlaşılmama problemi oluyor. Konuştuğumuz ergenlerden bu sonuca varıyoruz. Zira hemen hepsi, kendilerini kimsenin anlamadığını düşünüyor. 14 yaşındaki Ahmet Sönmez, “Ailem beni hiçbir zaman anlamıyor. Her şeyime karışıyor, sürekli bir şeyleri yasaklıyorlar. Onlar için önemli olan sadece derslerim.” diye dert yanıyor. 13 yaşındaki Betül Kaya da ailesinin her şeye karışmasından muzdarip: “Kendimiz bazı şeylere karar verebilecek yaştayız. Fiziksel olarak geliştiğimiz gibi düşüncelerimiz de gelişiyor. Bu değişime bir ailemiz alışamıyor.”


Çocuklarının gözünde ‘Her şeye karışan’ konumdaki aileler, bu handikap tavırlarını evlatlarını  korumaya çalışmakla izah ediyor. 13 yaşında bir erkek çocuğu olan Mehmet Köse, “Dışarıdaki ortam kötü. Eğer çocuğuma karışmazsam oğlum farklı ortamlara girebilir. İleride bana hak vereceğine inanıyorum.” sözleriyle oğlunu neden serbest bırakmadığını açıklıyor. Oysa uzman pedagog Teber, ailelerin bu kadar kaygılı ve müdahaleci olmalarını doğru bulmuyor. Yasaklarla sorunların çözülemeyeceğine inanıyor. Ona göre anne-baba, evladının kontrolünde olması, ergen ise bağımsız olma arzusunda. Ebeveyn kendi büyüme koşullarıyla çocuğunun bugün yaşadığı durumu idare etmeye çalışıyor. Dolayısıyla çocuğunun yetiştiği dünyanın yeni referanslarından habersiz bir şekilde evladını korumaya çabalıyor. Yapılan müdahaleleri gereksiz gören ergen de anne-babasının kendisini anlamadığını düşünüyor. Hal böyle olunca ailede bir kontrol-bağımsızlık çatışması ve iletişim sorunu yaşanıyor. Halbuki aileler, birkaç basit yöntemle çocuklarıyla aralarındaki çatışmaya son verebilir. Öncelikle gençle konuşurken azarlama ve kızma ifadelerini terk etmek büyük önem taşıyor. Ardından “Seni anlamak için sence ne yapabilirim? Sana nasıl davranmalıyım?” şeklinde bir yaklaşım tarzı benimsenebilir.

Ergenlikteki erkeğe, baba yardımcı olmalı


Nasıl ki ergenler aileleri tarafından anlaşılmadıkları ve onların her şeye karıştıklarından şikâyet ediyorsa anne-babalar da çocuklarının kendilerinden çok arkadaşlarına bağlanmasından muzdarip. Zira “Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş/ Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş/ Ortak olmak her sevince, her derde, kedere” şarkı sözlerinde olduğu gibi arkadaş, gencin hayatında dostlar apayrı bir yer ediniyor.  Ve birçok genç, arkadaş seçimine büyüklerin karışmasını kesinlikle istemiyor. Özellikle şiddet eğilimli ve  huzursuz bir ortamda büyüyen çocuklar, ailelerinin tavsiyelerini önemsemiyor. Hatta onların isteklerinin aksine  bir yol izlemeyi tercih edebiliyorlar. Böyle çocuklar, anne-baba ilgisizliğini sakıncalı arkadaşlar edinerek bastırmaya çalışabiliyor. Bu durum onları kötü alışkanlıklara ve suça sürükleyebiliyor. Bu sebeple ailelerin, evdeki huzur ortamını sağlamaya azami dikkat göstermesi hayati önem arz ediyor. Bu olumsuz tabloyu yaşamamak için ebeveynlerin, mümkün mertebe çocuklarıyla iyi diyalog kurmalarını, onların kimi hallerini hoşgörmelerini, zaman zaman arkadaşlarını eve davet ederek bir arada olduğu insanları yakından tanımaları lazım. Şayet anne-baba, çocuğunun arkadaşını uygun görmezse “Bir daha onunla arkadaşlık yapmayacaksın.” emri yerine daha ılımlı bir konuşma tarzıyla onu yönlendirmesi gerekiyor.


Anne-babalar, erkek çocuklarının ergenlik sürecinden daha fazla şikâyetçi. Çünkü duygusal olarak keskin iniş-çıkışlar yaşayan erkekler, ailelerini epey zorluyor. Mehmet Teber, bu durumu iki sebebe bağlıyor: Erkek ergenlerde kontrol mekanizmasının olmaması ve cinsel dürtülerin fazlalığı. Teber’e göre toplumumuzda ailelerin kızlara yönelik koruyuculuğu ve kontrolü daha fazla. Bu durum kızların, büluğ çağının aile kontrolünde geçmesini sağlıyor. Ama erkeklerde bu durum söz konusu değil. Toplumsal olarak erkek çocuklar daha serbest yetiştirildiği için geç vakitlere kadar dışarıda kalma, ders çalışmama hatta okulu asma gibi konularda daha rahat davranıyor. Cinsel açıdan erkeklerin dürtüleri kızlardan daha yoğun olduğu için bu durum da onları daha asi yapabiliyor. Erkeklerin bu dönemi kolay ve sorunsuz bir şekilde atlatabilmesinde en büyük görev, babalara düşüyor. Babanın bu yaşlardaki çocuğuna sert çıkmadan tavsiyelerde bulunması, gerekirse onunla arkadaş olması, cinsel/şiddet eğilim gibi dürtülerini bastırması için onu spor, müzik, sanat, vb. faaliyetlere yönlendirmesi gerekiyor. Tabii annelerin de erkek-kız ayırt etmeden çocuklarına şefkat göstermesi şart.


Büluğ çağında aileleri endişelendiren diğer bir husus ise flört. Genç, bu dönemde cinsellik ve aşk gibi konulara merak/heyecan duyduğu için karmaşa yaşayabiliyor. Sevme, beğenilme ve sevilme isteği genci flört etmeye yönlendirebiliyor. Bazıları arkadaş ortamında yadırganmamak için de karşı cinsle arkadaşlık kurabiliyor. Bu hususta gençle anne-babadan ziyade onun model aldığı birinin konuşması daha etkili oluyor.


Şekillenme/yenilenme dönemi olan ergenlik, genç ve ailesi için zor bir süreç. Tabii anne-babanın sevgi ve anlayışı ile bu dönem umulduğundan çok daha kolay geçirilebilir. Zira çocuk, büluğ çağında yaşadığı taşkınlıklar yüzünden ebeveyninden baskı görürse sevilme ve ilgi ihtiyacını yanlış yerlerde giderebilir. Şunu da unutmamak lazım, birçok genç, “Çocuğumla arkadaşım” anlayışındaki anne-baba tarzından da hoşlanmıyor. Çünkü otoritesini kaybetmiş arkadaşlığın genç için bir değeri yok. Onlar, otoriteyi eleştirdikleri kadar ihtiyaç da duyuyorlar ona. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi de çocuk terbiyesinde dengenin gözetilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: “Belli yaşlarda, bazı hususî zamanlarda, bir kısım maslahatlar için çocukları omuzlarınızda dolaştırdığınız, sırtınızda gezdirdiğiniz ve adeta başınıza taç yaptığınız da olsun; fakat bilhassa sözden anlamaya başladıkları andan itibaren, ciddiyeti ve dengeyi gözetmeyi de hiç ihmal etmeyin.” Hasılı ergen, ne baskı ne de boşvermişlik istiyor. Aradaki dengeyi kurmaksa aileye düşüyor. z.kacmaz@zaman.com.tr


Kaynakça: Ayten Durmuş, Ergenlik Dönemi, Nesil Yayınları/İbrahim Ünal, Gençlerle İletişim, Nesil Yayınları


Zeynep Kaçmaz
Beni Kimse Anlamıyor! Reviewed by Mehmet Teber on 12/06/2012 Rating: 5 Ergenlik    Ergenlik, fiziksel değişimlerin yanında, duygusal çatışmaların da görüldüğü bir süreç. Bu dönemde ergenler, uçmak üzere...