Üreten Anneden Tüketen Anneye - Pedagog Mehmet Teber

728x90 AdSpace

Üreten Anneden Tüketen Anneye

Bu haftadan itibaren haftada bir olmak üzere annelik konusunu ele alan yazılar yazmayı planlıyorum. Çocuk Eğitimine dair çok sözün söylendiği günümüzde anneliği ele alan, annelere odaklanan kitapların sayısı oldukça az. Türkiye’nin birçok yerinde düzenlediğim çocuk eğitimi seminerlerinde gördüm ki, çocuğu eğitmekten bahsetmeden önce annede kendine ve anneliğine dair bir farkındalık oluşturmak gerekiyor. İşte bu yazı dizisinin de hedefi bu olacak. Evimizdeki çocukları değil, anneleri konuşup tartışacağız. Bazen ele aldığımız konular tüm insanı, kadını da kapsayacak ama biz hep anneler penceresinden değerlendireceğiz. 

Erikson’un Gelişim Kuramı
Erik Erikson psikoloji litetratürüne geçmiş önemli bir kuramcı. Onun insanın sekiz gelişim evresini ele alan kuramı oldukça ufuk açıcı. Bu kuramda diyor ki, insan hayatının çeşitli yaşlarında farklı gelişim dönemlerinden geçer. Her dönemde iki uç arasında kalır. O dönemi sağlıklı atlatırsa psikolojisi de sağlıklı olur. Örneğin 0-1 yaş dönemi bir çocuk için güvene karşı güvensizlik dönemidir. Eğer bu dönemde çocuk sabit bir bakım veren tarafından ilgi ile büyütülürse insana güvenmeyi öğrenir. Bu dönemde şefkatli bir bakım verenden yoksun kalan çocuklar ise hayata ve insana karşı güvensizlik geliştirir. 1-3 yaş dönemi ise bağımsızlığa karşı utanç dönemidir. Bu dönemde çocuk bağımsız olmak ve kendi başına hareket etmek ister. Kendi yemeğini yemek, kendi başına yolda yürümek ister. Buna müsaade edilmezse, çok koruyucu davranılırsa çocuk utanç ucuna gider ve utangaç olur. Eriksona göre 25-40 yaş dönemi üretkenliğe karşı durgunluk dönemidir. Kişi bu yaşa geldiğinde artık tüketici konumundan üretici konumuna geçmek, topluma katkı sağlamak ister. 25 yıllık birikimini çeşitli ürünler ortaya koyarak göstermek, evine insanlığa katkı sağlamak ister. Bu yapamadığında kişi durağanlaşır, monotonlaşır ve bir çökkünlük dönemine girer.

Üretimin Geçmişten Günümüze Nasıl Değişti?
Erikson’a göre biz 25-40 yaş arasında üretim yapmazsak bir anlamsızlık duygusu içimizi kaplar. Şimdi üretim açısından geçmişin anneleri ile günümüzün annelerini özellikle ev hanımlarını değerlendirelim.

Köy hayatının hüküm sürdüğü geçmişte kadın ve anne üretimin bir parçasıydı. Sütü terayağına, yoğurda dönüştürmek, bahçeye bitkiler ekmek, buğdayı bulgura dönüştürmek, halı dokumak hayatın bir parçasıydı ve o zamanın anneleri üretimin bizzat içindeydi. Bunun onlara verdiği içsel bir mutluluk ve anlam vardı.

Köy hayatından şehir hayatına ilk geçişle birlikte topraktan ve hayvancılıktan büyük oranda uzaklaşıldı. Annelerin önemli bir üretim alanı elinden gitmişti. İlk şehirleşmede anneler üretimlerini el işi yaparak, dantel ve kazak örerek; reçel, turşu ve salça yaparak devam ettirdiler. Evlerine, çocuklarına, evlenenlere bir şeyler kattıkça kendi hayatlarına da anlam katmış oldular.

Üçüncü kuşak anneler apartmanlarda yaşamaya başlamışlardı. Artık teknoloji gelişmiş, örgü, kazak, atkı, salça, reçel ucuzlamıştı ve her yerde bulunur hale gelmişti. Bu nedenle artık örgü ve reçel işini bıraktılar. Üretime dair bir alan daha ellerinden çıkmış oldu. Bu kuşağın anneleri üretim alanlarını büyük oranda pasta, börek, salata alanına kaydırdılar. Komşu ziyaretlerinde tabaklara konan ikram çeşidi çok fazla oranda artış gönderdi. Köy kuşağında mutfakta olanı birlikte yemek vardı. İlk şehre göç edenler çat kapı misafirliğe gider, var olan çaydan çekirdekten nasiplenip evlerine dönerlerdi. Şimdiki misafirliklerde ise ikramların misafirliğin merkezine oturdu. Anneler üretimlerini bu dar alanda gösteriyorlardı çünkü. Günümüzde kimi anneler bu alanda üretimlerine devam ediyorlar. Kimi anneler ise artık bu alanda da üretim yapmıyor ve hazır gıdaya yöneliyorlar. Son alanda annelerin elinden gidiyor artık.

Üretim Hazzından Tüketim Hazzına
Zaman içinde değişen annelerin üretim sistemi temel etkisini anneler üzerinde gösterdi. Üretememenin verdiği sancı günümüz annelerinin en büyük yaralarından biri oldu. Bir çok ev annelerinden şu şikayeti duymak mümkün: “Hayat çok monoton. Her gün kalkıp aynı işleri yapmak ve bunun senelerce gideceğini bilmek çok zor.” Kimi anneler üretmek, topluma katkı sağlamak adına dernek faaliyetlerine, gönüllü işlere adıyorlar kendini, böylece ayakta kalmaya devam ediyorlar. En tehlikeli grupta yer alan anneler ise toplumun dayatması ile tüketim hazzını, üretim hazzının yerine koymuş olan anneler. Tüketimin hazzı o kadar az ve anlamsız ki, kısa sürede yok oluyor ve kişiyi yeniden tüketmeye, daha çok almaya itiyor. Tüketimde haz var ama hayata anlam katma yok. Yani hiçbir zaman üretmenin yerini tutamıyor.

Günümüz anneleri, çocukları ile iyi ilişkiler geliştirirken bir yandan da kendi hayatlarına anlam katmakla yükümlüler. Hayatlarının üretim döneminde üretememenin verdiği kısırlıkla durağanlığa saplanmış bir anne ailesine çocuklarına nasıl faydalı olabilir ki.  Bu nedenle ev annelerini yeniden üretmeye teşvik edecek çalışmalara çok ihtiyacımız var. Reçeli, salçayı, turşuyu yeniden evde yapmaya başlamalı, saksı sebzeciliğini gündeme daha fazla almalı, sosyal projelere ev annelerin katılımını daha fazla önemsemeliyiz belki. Kim için, tabi ki geleceğimizi ellerinde büyüten anneler için.

Mehmet Teber
Uzman Pedagog  


Üreten Anneden Tüketen Anneye Reviewed by Mehmet Teber on 5/11/2013 Rating: 5 Bu haftadan itibaren haftada bir olmak üzere annelik konusunu ele alan yazılar yazmayı planlıyorum. Çocuk Eğitimine dair çok sözün söylen...

Hiç yorum yok:

HTML kodu kullanarak yazılan yorumlar onaylanmaz.

Yorumlarınızı yazarken menüden "Anonim"i seçiniz. Yoruma ad soyadınızı yazabilirsiniz.

Eğer bir Gmail hesabınız var ise, menüden "Google hesabı"nı oturum açıp seçebilirsiniz.

Menüden Adı/URL seçeneği ile, adınızı ve e postanızı yazabilirsiniz.