Srebrenitsa - Pedagog Mehmet Teber

728x90 AdSpace

Srebrenitsa



Mesleğim gereği çok ülke ve şehir gezdim. Gezdiklerim yerleri hatırat şeklinde kaleme aldım. Bu hatırat içinde bana yazması en zor gelen ve en acı veren Srebrenitsa oldu.

Balkan Turu
Her şey 2012 yılında İGEDER ile birlikte çıktığımız Balkan Turu esnasında başladı. Tura başlarken bu turu bana en anlamlı kılan yerin Srebrenitsa olacağını bilemezdim. 10 Temmuz gecesi Sırbıstanda yola çıktık, sabah erken saatlerinde Drina Nehri kıyılarından geçerek Bosna Hersek’e giriş yaptık. Programa göre 11 Temmuz sabahı Potoçari’de olacaktık. Srebrenitsa adının bir daha çıkmamak üzere aklıma kazınacağı gün işte bu sabah oldu. 11 Temmuz sabahı biz Srebrenitsa katliamında öldürülenlerin acılarına eşlik etmek üzere artık Srebrenitsa’da idik. Yaşadıklarımı anlatacağım ama  tarihe kısaca göz atalım.

Kısa Yakın Tarih
Sosyalist Yugoslavya 1990’lı yıllarda dağılmaya başlayınca Slovenya ve Hırvatistan bağımsızlığını ilan eder. AB ve BM bu bağımsızlıkları hemen tanır. Ancak Bosna-Hersek’in bağımsızlığını referandum şartına bağlar. 1992 yılında Bosna’da referandum yapılır ve halk bağımsızlıktan yana oy kullanır. Böylece Bosna devleti kurulmuş olur. Bu durumu kabul etmeyen ve Müslümanlara karşı hınç besleyen Sırplar Bosnalılara savaş açar. Bosna devlet olmuştur ama hiçbir ordusu yoktur. Bu nedenle her yerde Sırp zulmü kendini gösterir. Avrupa söz konusu Müslümanlar olunca her zamanki gibi kafasını kuma sokar. İşte bu zulmün bir parçası da Srebrenitsa soykırımı yaşanır.

Daha da Eskilere Gidelim
Bosna 1463 yılında Osmanlı idaresi altına girmiş ve Boşnaklar aynı zamanda Müslümanlığı da benimsemiştir. Müslümanlığı benimsemeyen Boşnakların dini vecibelerini yerine getirmesine izin veren Osmanlı idaresi Bosna topraklarında inşâ ettiği yapılar ve camilerle burayı bir Osmanlı şehri yapmıştır. 1878 yılına kadar devam edecek olan Osmanlı idaresi altındaki dönemde pek çok Boşnak Osmanlı idaresinde, devlet yönetiminde önemli görevlere getirilmiştir. Zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamaya karar veren müttefiklerin malî sıkıntılar içerisindeki İstanbul'a baskısı sonucu Bosna'daki Osmanlı idaresi savaşılmadan, masa başında son bularak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun kontrolüne geçer. Boşnaklar 400 yılın ardından mahzun kalır. Göçenler Anadolu’ya gelir ama göçemeyenler için bir çile dönemi başlamış olur.

Srebrenitsa Katliamı
Bosna savaşı devam ederken BM Srebrenitsa’ya konuşlanır vu burayı güvenli bölge ilan eder. Bu bölgeye gelen halkın güvende olacağını duyurur. Halk Srebrenitsa’ya akın eder. Şehre alınan herkesin silahları elinden alınır. Şehri BM adına 400 Hollanda’lı asker korumaktadır. Temmuz 1995’te Hollandalı askerler şehrin kapısını Sırplara açar. General Ratko Miladiç komutasındaki ağır zırhlılarla donatılmış Sırp ordusu şehre girer ve adı konulmamış bebekten, 70 yaşındaki yaşlılara kadar herkesi katletmeye başlar. Çocuklara, ninenelere ve teyzelere defalarca tecavüz edilir. Sonuçta 10.000 Boşnak kısa sürede hunharca katledilir. Avrupa’nın gözü önünde ve BM’nin koruması altında.

Soykırım Nasıl Gizlendi?
Sırbıstan yaptığı bu zulmü gizlemek istiyordu. Bu nedenler cesetleri çok farklı bölgelerde dağlara gömdüler. Bir süre sonra çıkarıp bu sefer başka yere naklettiler. Bu nedenle bir cesede ait kalıntılar farklı mezarlardan çıkabilecek ve kimlik tespiti zorlaşacaktı. Mezarların çevrenin bitki örtüsüne uygun şekilde yeşillendirilerek mezarların yeri de gizlendi. Uydu resimlerinde manyetik değişkenlik taraması yapılmaması için mezarların içine metal parçalar bırakıldı. Bu taktik işe yaradı. Uluslararası Adalet Divanı “Srebrenistsa’da soykırım var ancak Sırbistan’ın soykırım yaptığını ispatlayacak delil yok” kararını verdi.

Mavi Kelebekler
Sırplar her ne kadar plan yapsa da ilahi tecelli farklı hükmetti. Toprak çok kurcalandığı için toplu mezarların olduğu yerlerde Artemis bitkileri yetişti. Bu bitki sadece toplu mezarların üzerinde yetişiyordu. Çünkü yetişmesi için insandan toprağa geçen organizmalar gerekiyordu. Kanatlarının kenarları beyaz olan Çok Gözlü Mavi Kelebekler ise artemis çiçeğini çok seviyor ve bu bitkiden besleniyordu. Toplu mezarları araştıranlar mezarların üzerinde bu kelebeklere rastlamıştı. Daha sonra bu kelebekler takip edilerek 300 toplu mezara ulaşıldı.

Kısaca öyküsünü anlattım Srebrenitsa’nın. Mavi kelebeklerin izinde bulunan toplu mezarlardan çıkarılan cesetler kimlik belirlemesi için adlı tıp incelemesine alınıyor. Kimliği tespit edilenler her yıl 11 Temmuz’da törenle Potoçari’de şehitliğe defnediliyor. Bu 18 yıldır böyle ve daha nice yıllar böyle devam edeceği benziyor. Yeni mezarlar, yeni cesetler ve yeni şehitler… 

Acının Gölgesinde
Sabah saatlerinde Potoçari şehitliğine vardık. Tüm dünyadan akın akın insan gelmişti şehitliğe. 500 yeni şehidin kimliği tespit edilmişti. Yeşil tabutlar yan yana dizilmiş, cenaze namazını ve dualar eşliğinde defnedilmeyi bekliyordu. Her tabutun başında bir anne, bir eş, bir çocuk ve gözyaşı vardı. Bir şehit cenazesinde bulunmak bile yürekleri nasıl dağlar düşünün? Ya 500 şehit. Öncesinde defnedilen binlercesi. O gün o annelerin yanında olmak, onların şehitlerini onlarla birlikte defnetmek hayatımda yaptığım en anlamlı işlerden biriydi. Gözyaşlarım gün boyu dinmedi. Çok değil 1995 yılında, ben 15 yaşında iken gözümüzün önünde kardeşlerimiz katledilmiş ve biz sadece izlemiştik. 15 yaşında iken kardeşlerim için dua ettiğimi bile hatırlamıyordum. Yanı başımdaki bu acıya nasıl duyarsız kalmıştım. Orada acı çekenlerin içinde kendimi suçlu hissetmiştim.

Sessiz Acı
500 şehit vardı ama ağıtlar yerine sessiz bir acı vardı Srebrenitsa’da. Boşnak kadınlarının bu sessiz acısı beni derinden etkilemişti. Gözyaşı vardı ama bu gözyaşı dışa değil içe akıyordu. Bu kadar kalabalığa rağmen bu kadar sessizlik insana ayrı bir acı veriyordu. O acıyı yaşamak, metanetli şehit ailelerinin yanında olmak o kadar ruhani bir lezzet vermişti ki tarif edemem. Bu acının beni daha sonradan beni her yıl Bosna’ya götürmeye zorlayacağını o zaman asla bilemezdim.

“Anne küçük çocukları küçük mermilerle öldürüyorlar değil mi?”
Bu soru 4 yaşında iken Srebrenitsa’da şehit edilen küçük bir kız çocuğuna ait. Bu öyle bir soru ki, en duygusuz insanı bile ağlatabilecek güce sahip. Duyanları insanlığından utandıran bir soru? Boğazımızda düğümler oluşturan, her duyduğumuzda gözlerimizi buğulandıran bir soru. Savaşın ne kadar çirkin olduğunu gösteren mermi üreticilerin kara kara düşündüren bir soru. 4 yaşında iken mandalinanın ekşiliğine bile dayanamayan bir küçük beden ölüm korkusu ile nasıl sarsılır, merminin acısı o küçük çocukta neler yaşatır hayal bile edemiyorum. İşte bu cümle o günden bu yana her savaş haberi aldığımda zihnimi yokluyor. Şimdi aynı soruları Gazze’li, Suriye’li çocuklar soruyor…

Ölüm Yürüyüşü
Sırplar Srebrenitsa’da katliama başlayınca Srebrenitsa halkı ormanlık alana dalarak kaçmaya başladı. Sık ormanlık alanda 50 km’lik yolu 3 günde kat ederek Tuzla kentine ulaşanlar kendini kurtarabildi. Ancak bu çetin yolculukta yine birçok çocuk ve kadın öldü. Avrupa’dan yüksek ücretlerle hayvan avlamak gibi Müslüman avlamak için bu ormana gelen zenginler canlı canlı insan avladılar. İşte her sene bu yürüyüş aynı güzergahta yeniden yapılıyor. 8 Haziran’da dünyanın bir çok ülkesinden gelen Müslümanlar bu temsili yürüyüşü yeniden gerçekleştiriyorlar. Ahdettim, ahir ömrümde bu yürüyüşe katılmaya…

Hasılı yazacak o kadar çok şey var ki.. Ancak yazmak bile acıyı yeniden deşiyor… İki sözle bu kelam bir son vermek istiyorum…

Katiller her gün ölür,

Alçakça, onursuzca.

Şehitler ölümsüzdür

Bil ki Srebrenica...


Srebrenitsa Katliamı’nı unutmayın, unutulursa katliamlar tekrarlanır (Aliya İzzetbegoviç)

Srebrenitsa Reviewed by Mehmet Teber on 7/12/2013 Rating: 5 Mesleğim gereği çok ülke ve şehir gezdim. Gezdiklerim yerleri hatırat şeklinde kaleme aldım. Bu hatırat içinde bana yazması en zor ge...