Mutluluğa Yolculuk - Pedagog Mehmet Teber

728x90 AdSpace

Mutluluğa Yolculuk

Pedagog Mehmet Teber’le mutluluk yolculuğuna çıktık

İdeal Anne-Baba, Profesyonel Öğrenci, Sınav Terapileri isminde kitapları olan yazarla son kitabı Mutluluk Terapileri hakkında özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Pedagog Mehmet Teber’le mutluluk yolculuğuna çıktık


Pedagog Mehmet Teber, Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nde lisansını tamamladıktan sonra aynı üniversitede Eğitim Bilimleri yüksek lisansı yapmış. Sonrasında klinik psikoloji yüksek lisansıyla eğitimine devam etmiş. Bunun nedenini sorduğumuzda “çocuğun hem eğitim seyrine, hem ruhunun derinliklerine dokunmak istedim” diyen Teber, aynı zamanda Pedagoji Derneği’nin kurucu başkanı…

Çocuk Eğitiminde İdeal Anne-Baba, Profesyonel Öğrenci, Sınav Terapileri isminde kitapları olan yazarla son kitabı Mutluluk Terapileri hakkında özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Konferanslarınızda, radyo-televizyon programlarınızda “konuşan” Mehmet Teberi görüyoruz. Kitaplarınızda ise “yazan” Mehmet Teber var. Siz konuşarak mı, yazarak mı daha mutlu oluyorsunuz?


Konferans olarak düşünürsem konuşmayı daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Çünkü insanlara direk ulaşma ve onlara değer katma imkânım oluyor. Yazmak ise benim için sancılı bir süreç. Eğer yazma eylemini sonucu ile düşünürsem o da beni mutlu ediyor. Çünkü yazdıktan sonra yine insanlara ulaşmış oluyorum. Ancak sadece yazma anını düşünürsem yazmanın sancılı bir süreç olduğunu söyleyebilirim.

Mutluluk Terapilerinden önce çocuklara davranış kazandırmaya yönelik 3 kitabınız vardı.  Bu kitapla davranış eğitiminden, duygu eğitimine mi geçtiniz?

Aslında duygu eğitimine geçtiğimi söyleyemem. Sadece davranışların değişimi için temel şartın mutluluk olduğuna dair inancımın arttığını söyleyebilirim. Mutsuz bir insanı eğitmek, değiştirmek, geliştirmek çok zor çünkü… Aslında temeli attım denilebilir.

Mutluluk, arayıp bulmamız gereken bir sonuç mudur? Yoksa süreçteki her durak mutluluk sebebi mi olmalı?

Bu dünyada nasıl mutlu olacağımızı öğrenmemiz gerekiyor. Bunu öğrenmek demek aynı zamanda hayatın anlamını, hayada daha derin bakmayı öğrenmek demek. Her bir durak insanı mutlu etmez ama sevindirebilir. Her bir durakta elde ettiğimiz duygu sevinçtir. Mutluluk ise daha derin, bir felsefesi olan bir yoldur.

Mutluluk Terapileri 4 bölümden oluşmuş bir kitap… Mutluluğun bilim, din, psikoloji ve fantastik öykülerle beslediğiniz yönlerini ele alıyorsunuz. Bu başlıklardan hangisi sizi mutluluğa ikna eden kısım oldu?

Mutluluk yolculuğunda herkes farklı yerlerde tıkanıyor. Kitap aslında sarmal bir yapıya sahip… Aynı gerçekler fantastik bir öyküde de bilimsel bir araştırmada da sunuluyor. Yani birbirini destekleyen 4 bölüm var bence.

Benim en çok sevdiğim bölüm ise fantastik öyküler. Mutluluk yazarı ile ilgili bölümü de seviyorum.

“ÇOCUKLUK YARALARIMIZI TEDAVİ EDEMEZSEK MUTLULUĞUMUZ PERDELİ OLUR!”

Siz mutlu bir çocukluk geçirdiğinizden bahsediyorsunuz. Mutlu bir yetişkin olmanın yolu mutlu bir çocukluktan mı geçer?

Çocukluktan gelen yaralar yetişkinken bizi rahat bırakmaz. Derinden derinden acır ve mutluluğa perde oluşturur. Çocukluğum anne babamın doğru yaklaşımları nedeni ile mutlu geçti. Ama çocukluk yaralarım da yok değildi. Yetişkinken bu yaralara eğildim. Eğilmeseydim perdeli bir mutluluğum olabilirdi belki. Hala da çözmem gereken yaralarım var.

Peki, anne-babalar olarak en çok ne yaparak çocuklarımızı mutsuz ediyoruz?

Duygularını yaralayarak. Hakaret, aşağılama en bilineni. Ancak çocukta suçluluk, değersizlik, yetersizlik ve güvensizlik gibi dört temel duygu ile de büyürse çocuk, o zaman gelecekte mutluluk yolculuğunda biraz engeli çok olacaktır.

Sorduğumuzda her anne mutluluk sebebi olarak evladını söylüyor ama bir yandan çocuğunun çocukluklarından mutsuz olduğundan bahsediyor. Bu nasıl bir paradoks?

Çocuk hayata anlam katar, katıksız sevgi sunar insana bu nedenle insana gerçekten mutluluk verebilir. Annelerin mutsuzluk dediği aslında can sıkıntısı. Çocukların kimi davranışları bizlerin canını sıkıyor ancak çocuk genel anlamda bizi mutlu ediyor.

Genellikle çocuğumuzu terapiste götürdüğümüzde onda bir problem olduğu ve onun değişmesini istediğimiz için gideriz. Oysa anne-babanın değişimiyle çocuğun da değişeceğini söyler uzmanlar. Siz değişmesi gerekenin kendilerini olduğunu ailelere nasıl anlatıyorsunuz?

Bazı ruhsal rahatsızlıklar o kadar ileri gitmiştir ki, anne-babanın çabası onu değiştiremez. Yine bazı genetik kökenli rahatsızlıklar anne-babanın bireysel çabaları ile aşılamaz. Burada terapi gerekir.

Eğer çocuğun içinde bulunduğum aileden kaynaklanıyorsa, bu durumda hem aileyi hem de çocuğu ele alabilirim. Ailelere ilk geldiklerinde neden çocuğun bu hale geldiğini soruyorum. Çocuğun bir akvaryumda büyüdüğünü akvaryumun suyunun, yani aile içi ilişkilerin hasta edici olabileceğini anlatıyorum. Her anne-baba iyidir, ancak kötü ebeveynlik olabilir. Onları değil de ebeveynlik şekillerini ele aldığımı söylediğimde daha kolay değişiyorlar.

Sizin dünyanızda çocuklar çok önemli bir yer tutuyor. Onları anlamaya, mutlu etmeye çalışıyorsunuz… Bir taraftan da mesleğiniz gereği yaralı çocuklarla çalışıyorsunuz. Bu sizi mutsuz etmiyor mu?

Acıyı paylaşmak insanı o an için üzer, ama birisinin iyileşmesine vesile olmak çok mutlu eder. Yaptığım işten çok mutluyum, çünkü sonuçta mutlu aile ve çocuklar ortaya çıkıyor.

Zaman zaman “çocuklar yaralanmasa da ben de bu işi yapmak zorunda olmasam” diyor musunuz?

Zorunluluk değil bu işi benim için, bir zevk. Çocuklar yaralanmasa yine çocuklarla farklı şekillerde çalışırdım sanırım.

Baba olan Mehmet Teber çocuklarını yaralamamak adına nelere dikkat eder?

Çocuk dünyasını ne kadar tanırsam, o dünyayı neyin yaralayacağını o kadar iyi bilirim. O dünyayı keşfetmeye çalışıyorum.

“ANNELER ÇOCUKLARI KENDİ YARALARIYLA, BABALAR YOKLUKLARIYLA YARALIYORLAR”


Çocuklar annelerinin mi, babalarının mı tutumlarından daha çok yara alıyorlar?

Annelerle daha çok vakit geçirdikleri için annelerin yaraları çocuklara da geçiyor. Ama baba da yokluğu ile en büyük yaralardan birini açabiliyor.

Birçoğumuz çocuğumuzu eğiteceğimiz düşüncesiyle anne-baba oluruz ama süreçte eğitilenin biz olduğumuzu fark ederiz. Çocuklar en çok hangi konularda ailelerine ders verirler? Neyi öğrenelim onlardan?

Gerçek insanı ve insanlığı öğrenebiliriz. Masumiyet, karşılıksız sevgi, her şeye rağmen affetmek, küçük şeylerle mutlu olmak, kin tutmamak, iki yüzlü olmamak, kendi gibi olmak çocuklardan öğreneceğimi ana noktalar bence. Mutluluğu da çocuklardan öğrenebiliriz.

Siz kitapta “affet, rahat et” diyorsunuz. Ama baktığımızda uzun yıllar boyunca birçok yükü taşıdığımızı, affedemediğimizi görüyoruz. Siz bunun psikolojik tahlilini nasıl yapıyorsunuz? İnsan neden affedemez?


İnsan affettiğinde yenilmiş olacağını düşünür. Yenilginin ise hazmedilmesi zordur. İnsanın hata yapabilirliğini çok hesaba katmamak, yüksek beklentiler oluşturmak da affı zorlaştırır. Affedememenin bir nedeni de içeride sıkışmış duygulardır. Bize zor anlar yaşatan kişiler zor duygular da yaşatmıştır. Eğer bu duyguları o kişilere boşaltmadıysak bir türlü affedemeyiz.

Mutluluğun eylemsel boyutunda neler yapmak gerekir? Hangi davranışlar mutluluğu çeker?

Zihnimizi bir mide gibi düşünelim. Zihnimize giren her bilgi, görüntü ve veri orada işlemleniyor. Yani mideye giren her yemeğin midede hazmedilmesi gibi…

Eğer midemize giren gıdalar bozuksa mide fesadından söz edebiliriz. Zihne giren olumsuz görüntü ve olaylar da zihin hazımsızlığına ve bozuk işlemeye neden olur. Bu nedenle zihne girenlere dikkat etmek gerekir bence. Zihne ana veri de göz ve kulak yolu ile girer. Bu nedenle insan güzel şeylere bakmalı, güzel şeyleri işitmelidir.

Çirkin görüntü ve sesler zihni kirletir. Bu nedenle mesela ben haber izlemem, gazete okumam. Her şey hakkında eleştirel konuşan kişilerle pek birlikte olmam. Yani zihnimi olumsuzdan korumaya çalışırım. Zihnime güzel şeyler girdiğinde, düşüncem de güzel olur. Düşünce güzelliği mutluluğun ana yollarından biridir.

Siz sıklıkla oyunun çocuk için öneminden bahsedersiniz. Oyun yetişkin için de bir terapi midir?

Evet öyledir. Oyun çocuk ve yetişkin için de ihtiyaçtır. Ancak yetişkinler oyunu çocuk işi gördüğü için, hatta çocuklara çok gördüğü için oyundan sözde kaçarlar.

Ama gelin görün ki, geri planda farklı kılıflara bürünmüş oyunlar oynarlar. Spor oyunları, kart oyunları, halk oyunları, kumar oyunları ve sanal oyunları düşünürsek yetişkinlerin en az çocuklar kadar oynadığını görürüz. İnsanı iyileştiren bir başkaları ile oynanan oyunlardır.  Kahvehaneler, bilardo salonları, kumar salonları, düğün dernekler neden kalabalık olur dersiniz?


Bu yazıyı okuduktan sonra mutlu olmak için çaba sarf etme kararı alan bir insan nereden başlamalı? Mutluluk keşfinin ilk adımı nedir?


Ben bu hayatı ne için yaşıyorum sorusuna cevap aramakla işe başlayabilir. Sonrasında olumsuz olayları nasıl değerlendirdiğine bakabilir. Zihnine gün içerisinde daha çok olumlu mu yoksa olumsuz mu verilerin aktığına bakabilir.

Hatice Kübra Tongar-Çocuk ve Aile Eğitimi Dergisi

Mutluluğa Yolculuk Reviewed by Mehmet Teber on 4/20/2014 Rating: 5 Pedagog Mehmet Teber’le mutluluk yolculuğuna çıktık İdeal Anne-Baba, Profesyonel Öğrenci, Sınav Terapileri isminde kitapları olan yazarla...

Hiç yorum yok:

HTML kodu kullanarak yazılan yorumlar onaylanmaz.

Yorumlarınızı yazarken menüden "Anonim"i seçiniz. Yoruma ad soyadınızı yazabilirsiniz.

Eğer bir Gmail hesabınız var ise, menüden "Google hesabı"nı oturum açıp seçebilirsiniz.

Menüden Adı/URL seçeneği ile, adınızı ve e postanızı yazabilirsiniz.